9 Ekim - 22 Ekim tarihleri arasında İstanbul'dayım. Yüz yüze görüşmek için bana buradan telefonla veya eposta ile ulaşabilirsiniz

İlişki koçluğu yaptığım danışanlarımla görüşmelerimizden derlediğim bir masalı sizlerle paylaşmak istedim:

Bir varmış, bir yokmuş. Uzak diyarlarda bir ülkede çok çalışan kadınlar varmış. Bu kadınlar ikiye ayrılırmış. Bir kısmı aradığı erkeği bulamamaktan, bir kısmı da bulduğu erkeği değiştirememekten şikayet edermiş.

Aradığı erkeği bulamayan kadınların neredeyse hepsinin hayalinde bir düğün fotoğrafı varmış. Kimisi kır düğünü, kimisi salon düğünü istermiş. Düğün nerede olursa olsun, hepsi sadece düğünde en iyi fotoğrafı verecek erkeği ararmış. O erkek; yakışıklı, iyi bir işi, iyi bir eğitimi olan zengin biriymiş.  Fakat bu ülkenin kadınları kendilerine "Ben bu fotoğraftaki adamla bir ömür mutlu olabilir miyim?" diye hiç sormazmış. Mutlu bir yuvanın değil mutlu bir düğün karesinin hayalini kurarmış.

Bu kadınların hepsine söylenmiş çok meşhur bir yalan varmış. "Çocuk da yaparım kariyer de". Bunu hepsi bilirmiş ve her nasılsa hepsi bu yalana inanmış. Zaten doğası gereği narin olan bedenleri daha çok yük çekmeye başlamış. Her sabah, sabahın köründe kalkarlarmış. Saatler süren yolculuklarla işlerine giderlermiş. İşlerinde kılıçlarını çekip birçok meydan savaşına girerlermiş. Çoğu savaştan da galip çıkarlarmış. Savaşın erkek işi olduğunu hepsi unutmuş.

Fotoğraftaki erkeği bulup evlenen kadınlar, çocukları doğar doğmaz işe dönerlermiş. Çünkü işleri çok önemliymiş ve kazanılması gereken daha birçok savaş varmış. Bu kadınlar, işyerinde sattıkları ürünü alanların ihtiyaçlarını çok iyi bilirken, eşlerinin ihtiyaçlarını hiç sormaz ve merak etmezlermiş. İhtiyacı karşılanmayan erkekler de aç kalınca ihtiyacını başka yerde, başka şeylerde ararmış.

Masal bu ya, bu kadınlar için savaş kazanmak çok önemliyken, her gün daha büyük savaşlar kazanan erkeklerini hiç takdir etmezlermiş. Hatta bu ülkedeki kadınların çoğu takdirin ne olduğunu bile unutmuş.

Bu ülkede kadınlar kendilerini erkeğe teslim etmekten deliler gibi korkarlarmış. Bir yanda kendilerini yöneten güçlü bir erkek isterken, diğer yanda da "hep kendi dediğim olsun" isterlermiş. Bu tezatların da hiç farkında değillermiş.

Bu ülkenin kadınları, erkekleri hep değiştirmeye ve hayalindeki erkek yapmaya çalışırlarmış. Ancak ne yazık ki, kendileri kadın olmayı seçtiğinde hayallerindeki erkeğin de karşılarına çıkacağını hiiiç bilmezlermiş...

Gökten üç elma düşmüş. Biri anlatanın, biri dinleyenin başına. Sonuncusu da kadının başına. Artık uyansın diye...

İlgili Yazılar

Yorumlar  

#1
karşımızdaki insanı olduğu gibi kabul etmekten yanayım fakat hoşnut olmadığımız yönlerini söylemek ve bunu düzeltmesini istemek de o kişiyi değiştirmeye çalışmak olmuyor mu? çoğunlukla bu ayrımı yapmakta zorlanıyorum.
TULUĞ 27 Mayıs 2011
#2
Merhaba Tuluğ Hanım, bu sorunuzun yanıtının bir kısmını üyelere Özel bölümündeki barışçıl iletişim yazısında ve Hakanın Günlüğü bölümündeki Gürültü Yapan Çocuk Nasıl Susturulur? yazısında bulabilirsiniz.
Hakan Arabacıoğlu 28 Mayıs 2011
#3
Bu yazıyı 1sene önce okusaydım bu yorumu yapamazdım.Kadınlar zamanla öğrenıyorlar kadın olmayı bende dahil. okadar güzel bir dille anlatılmışki ne istedıgımız ve bızden ne ıstendıgı ama bız calısan bayanlar yanı burnumuzu okadar havaya kaldırmısızki ne istedıgımızı dahi unutmusuz. öyle şeyler istıyoruzki biz bayanlar ama isterken hiç çaba harcamamak ıstıyoruz deli gibi bize aşık eşler istıyoruz ama bunu ısterken kılımızı dahi kıpırdatmadan olsun ıstıyoruz.hayat okadarda kolay değil sevmek bukadarda basit değil mücadele etmek gerekiyor bazı şeyler için. bir bayan olarak söyluyorum hiç mücadele etmıyoruz sevdiğimiz için hemde hiç sonrada sonsuz mutlu olmak istıyoruz bence buna hakkımız yok
esila35 25 Ağustos 2011
#4
Merhaba. Kişiyi olduğu gibi kabullenip sevebilmek önemli. Fakat bizi rahatsız eden yanlarını uygun bir dille söyleyebilmemiz de önemli diye düşünüyorum. Mesela sevgilim daha önce bir konuda sitem etti. Konuşmalarımda aslında ben öyle bir niyet içinde olmasam da emrivaki terimler kullandığımı söyledi. Mesela

Ben : Akşam dışarı çıkıyorum, döndüğümde internetten görüşelim.
O : Neden 24/7 internetteymişim gibi davranıyorsun? Döndüğümde internetten görüşelim mi müsait misin diye sormanı beklerdim.

Evet, bence haklıydı. Artık ifadelerime dikkat ediyorum, biraz daha mutluyuz.

Değiştiremeyeceğimiz şeyler de var. Mesela kıskanç bir insan kendisi. Herkes kıskanır tabii ama o biraz hassas sanırım. Ben de bu konuda onun hassasiyetini bildiğim için dikkatli davranıyor, onu kıskandırabilecek davranışlardan kaçınıyorum. Çünkü onunla birlikte olmaktan mutluyum.
Fırat 6 Eylül 2011
#5
"Bu ülkede kadınlar kendilerini erkeğe teslim etmekten deliler gibi korkarlarmış. Bir yanda kendilerini yöneten güçlü bir erkek isterken, diğer yanda da "hep kendi dediğim olsun" isterlermiş".. Kendini teslim etmek..? Yani kendin olmaktan vazgeçmek ve birine bağlı değil de bağımlı olmak mı?? Kendilerini yönetmek? Kadınlar yönetilmesi gereken varlıklar mı? Genelleme bunlar. Önyargı. Cinsiyet ayrımcılığı. Eskiden kadınlar böyleymiş evet, zira kadınların çalışmasına gerek yokmuş.Ancak; bu, kadınların mutlu olduklarının ispatı sayılır mı? Kadınların çalışmasına neden gerek yokmuş? Demek ki, erkeğin maddi gücü yeterliymiş o zamanlar. O zaman; demek ki yeterlilik konusunda erkekte bir azalma olmuş. Devir değişti. Erkeklerde de kadına yetecek kadar güç yok. Kadın çalışmak zorunda. Artık kimse kimseye muhtaç değil. O yüzden kadın da mutsuz olduğu ilişkisine devam etmiyor eskisi gibi.
Canay 23 Eylül 2011
#6
kadınların teslimiyetçi olmaları gerektiğine anlam veremedim ayrıca savaş diye tabir ettiğiniz iş hayatının kadınlara göre olmadığını söylüyorsunuz. bu yazıda cinsiyet ayrımcılığı görüyorum. yazıdan anladığım; kadınların çalışmamaları gerektiği ya da erkeklerle aynı statüde değil de arka planda çalışmaları,mümkünse çocuk yapıp onlarla ilgilensinler bir de erkeklerini pohpohlasınlar, ihtiyaçlarını sorsunlar ama modern hayatın böyle olmadığını düşünüyorum ayrıca ihtiyaçların sorgulanması ve karşılanması eşler arasında karşılıklı olması gerekir tek taraflı mümkün değildir.
seren 15 Kasım 2011
#7
yazınızı okudum,kimi kısımlara katılmakla beraber bir cinsiyet ayrımcılığı sezinledim, Canay ve SEray adlı kullanıcıların görüşlerini aynen ben de düşündüm okurken, evet kadınken zeyna yı oynamak zorunda değiliz ama erkeğin adı yok yakınmaları da biraz ön planda değil mi sizce bu yazıda Hakan bey?çocuk da kariyer de yapanlar çok yıpranıyor kabul ama bu yıpranmada payı olanların hiç mi suçu yok? kadının istediği erkek 'olmayan' erkektir bence, ütopyadır, çok aranır ama kalp gözünün seçtiği erkek genelde hormonların evet dediği, aşkı tetikleyen erkekse zihindeki prototipe uymaz ve o evlilik de zamanla seri üretime yenik düşer:sad:((
melek 11 Şubat 2012
#8
Bu ülkede neden kadınlara ne yapacağını erkekler söylüyor? Yazının tamamında kadın suçlanmış..
narin bedenli kadın olduğu gibi narin bedenli erkekler de var. Ataerkil toplumda erkek, kadına ne yapması gerektiğini söylemekten dolayı farkında olmadan HADDİNİ AŞTIĞINI aşırı müdahaleci olduğundan bihaber.. ve erkek, kadınları değil SADECE kendini gözlemlemesinin (özgözlemleme) sadece kendisini değiştirebileceğinin doğru ve yerinde olduğunu idrak etmeli.. Dünya böyle çünkü sen böylesin der Stefano D'Anna...
Sevgi Zeynep Aktosun 17 Şubat 2016
Yorum ekle

Okuduğunuz yazıyı beğendiyseniz, uygulamaları da içeren üyelere özel yazıları okuyabilmek ve sitedeki güncellemelerden haberdar olmak için üye olabilirsiniz.