|
Bir gece yine uyuyamamıştım. Internet’te dolanırken Hakan Arabacıoğlu referans alınarak yazılan bir yazı dizisine denk geldim. Okudum. Okudukça merakım arttı. Yazıyı bırakıp sitesine girdim. İlginçti çünkü böyle bir mesleğin olduğuna şaşırmıştım.(Sonra öğrendim ki böyle kocaman bir dünya varmış;)) Kendisine mail attım. Çok kısa bir zamanda döndü. Olayı düşünürken bir arkadaşım aradı. Ne yaptığımı sorduğunda; “Hakan Arabacıoğlu diye bir adam var. Hayat koçuymuş. Bana cevap vermiş, siteyi inceliyorum.” Dedim. O, benden meraklı çıktı. Hakan Bey’le iletişime geçti, çalışmaya başladılar. Ondaki değişiklikleri gördükçe, sorduğu soruları duydukça, ödevlerini izledikçe merakım gitgide arttı.
Önce hikâyemi anlatayım. Ben güçlü bir kadın olarak yetiştirildim. Akıl önemliydi. Elle tutulur başarılar önemliydi. Duruş önemliydi. Bunları kısa zamanda hayatımda sağlayabildim. İyi bir işim vardı, iyi bir ailem vardı. Birçokları için iyi sayılacak bir ilişkim vardı ama bunlar yetmiyordu. Yaptığım, gerçekte pişman olmadığım ama aklımla düşündüğümde hata olarak niteleyebileceğim bir olayı sırtımda taşıyordum. Her sıkıntı yaşadığımda, her daraldığımda bu olayı hatırlar sonra da kendime; “E sen hak ediyorsun! “ derdim. Dışarıdan bakıldığında güçlü biri, içinde ise bir korkaktım, aciz biriydim.
Sonra en bunaldığım anlardan bir an, Hakan Bey’i aradım ve çalışmaya başladık. Kısa bir çalışma oldu bizimkisi. Her görüşme beni acaip gerdi. Koltuktan külçe gibi kalkıyordum. Dibine kadar inandığım, inandığımı sandığım realiteleri, bu realiteler sonucu daralttığım hayatımı ‘dan dan’ sorularıyla öylesine yıkıyordu ki, ben dayanamadım. Kaçtım. Egom güçlüydü ve yara alıyordu. Ayrıldıktan sonra, bir süre orada duyduklarımı, bende değişenleri yok sayarak yaşamayı denedim, olmadı. Sonra gardımı indirmeye karar verdim. Tek tek bana söylediklerini düşünmeye, tavsiye ettiği kitapları okumaya başladım. Kendi değerlerimi daha yakından tanımaya çalıştım. Yani ben kendimi gözlemlemeye başladım. Ondan öğrendiklerimi kabullenmeye başladım. Direnmenin bir anlamı yoktu. Cevap veremiyorsam haklıydı. Haklı olma ihtimali vardı. Bunu göz ardı edemezdim. Dikkat ederseniz buraya kadar hâlâ kendi değerlerimi doğrulamak için, Hakan Arabacıoğlu’nu alt etmek için uğraşıyordum ;)
Sonra Allah başka bir kapı açtı ve ben meditasyon yapmaya başladım. Ki beni tanıyanlar bilir, böyle şeyleri saçma bulurum. Salt görünen Sema’dan içeri bir Sema keşfetmeye başladım. Çok hoşuma gitti. Kendimle barıştım. Şu an iyiyim. Aklımı sürekli ön planda tutmuyorum. Sezgilerim de önemli. Hatta onları ilk sıraya çekmeye çalışıyorum. Mutluyum. Eğer Hakan Arabacıoğlu’yla tanışmamış olsaydım şu an yaşadığım tatmin duygusunu, sükûneti, huzuru, Allah’a güvenip sessizce bekleme olgunluğuna ulaşamazdım. Güvenli ellerde olduğunu bilme olgunluğuna erişemezdim.
Şimdi hayattan zevk almayı deneyimliyorum, sorun gelmeden gelmiş gibi panik olup çözümler bulmaya çalışmıyorum. Bekliyorum, gelsin. (Geleceği varsa göreceği de var ) Ben onu nasıl nitelersem öyle olacak çünkü. Hayata direnmiyorum, bir şey başıma geliyorsa gelmesi gerekiyordur ve ben onu sadece selamlıyorum. Tabi ara ara dengemi şaşabiliyorum, inşallah daha da azalacak bu durum.
Görüşme sonrası, çok çok sonrası hayatım istediğim gibi barış içinde. Gözlerimin içi gülüyormuş, sesimi duyanlar; “sesin çok iyi geliyor” diyorlar. Her zaman önceliği kendi içime, kendi kalbime veriyorum. Benim için güzel olan şeyi zaten içim, özüm onaylayacaktır. Bunları fark etmemde bana ön ayak olduğu, bendeki farkındalık açılımlarını başlattığı için her zaman Hakan Arabacıoğlu’na minnettar kalacağım. Teşekkürler.
S. Y., İstanbul - Ekim 2011 |
|
Sorduğu sorular ve size tuttuğu aynayla ezberlerinizi bozmaya hazır olun!
Kendinize sormaya cesaret edemediğiniz, duyduğunuzda kaçmak istediğiniz, cevaplarından korktuğunuz sorular karşısında, sıkıştığınız dört yanı aynalı odada, önce kendinizi fark ediyorsunuz sonra yeni tanıştığınız “ben”i kabul etmeyi ve sevmeyi öğrenmeye başlıyorsunuz.
Hakan Bey’le yapılan her görüşme hayatın içinde, hayatınız için verdiğiniz bir mola gibi, her molada yüklerinin bir kısmından kurtulmuş, daha “hafif” ve daha “farkında” bir “siz” le kaldığınız yerden biraz daha ileride, kendi hayatınıza bir adım geriden bakmayı başararak devam ediyorsunuz.
Hakan Bey’e aklımda isteklerime nasıl ulaşacağım konusunda birçok soru ve ulaşamayacağıma dair kabul ve inançlarımla gitmiştim. Hedeflerime ulaşmak için yeterince güçlü olmadığıma inanıyor onların gerçekte ne kadar zor, ne kadar ulaşılmaz olduğuna beni ikna edecek doğru(!) kişiyi arıyordum.
Bu noktada Hakan Bey çok önemli bir gözlem yaptı, hedefe doğru yola çıkmak için ilk adımı atamayacak kadar yüklüydüm, üstümde biriktirdiğim bu duysal yükler negatif tutum ve inançlarımı oluşturmuştu ve ben hareket kabiliyetimi yitirmiştim.
İşte tüm molalarda yıllarca yüklendiğim fazlalıkları tespit ettik birlikte, Hakan Bey’in verdiği ödevlerle öncelikle yüklerimi nasıl hafifleteceğimi öğrendim ve onlardan kurtulmak için neler yapmam gerektiğini keşfettim.
Tespit süreci zorluydu gerçekten, başlangıçta dirençliydim. Çatışmalar, “ama”lar, mantıklı bahaneler... Bir yetişkin gibi tüm duygu ve davranışlarımın sorumluluğunu almam gerektiğini önemli tespitlerle bana gösterdiğinde direncimin kırıldığını, direncim kırıldıkça hafiflediğimi ve değiştiğimi gözlemledim.
Bu süreçte kazandıklarım ve öğrendiklerim hayatımın geri kalanında da önemli bir yol gösterici olacak benim için.
Hakan Bey’i tanıdığım ve ondan danışmanlık alma fırsatı yakaladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Sonsuz teşekkürler ve sevgiler.
Gülçin Akıncı, İstanbul - Ağustos 2011 |
|
Hürriyet'in İnsan Kaynakları sitesi Yeni Bir İş ile Uluslararası Koçluk Federasyonu'nun İstanbul şubesinin ortaklaşa gerçekleştirdiği “Mutlu Gelecek 2011” projesine başvururken bir koç seçmem gerekiyordu ve açıkçası projede yer alan koçları pek tanımıyordum.
Tamamen sezgilerimle ve 5-10 saniyelik bir sürede verdiğim kararla; kendini klasik özgeçmişi ile değil, sorduğu sorularla tanıtmayı seçen Hakan Arabacıoğlu’nun koçluk sürecine başvurdum. (Hayatımın herhangi bir noktasında, sezgisel kararların ne kadar doğru olduğunu hatırlamam gerektiğinde, bu başvuru anını düşüneceğim.)
Hakan Bey’in ilk seansta sorduğu “Neden buradasınız?” sorusuna “Profesyonel Koç olmak istiyorum, ama gerçekten istiyor muyum, hem zaten daha çok ileride olacak bir şey bu, yaşım da küçük, şimdilik isteğimi netleştirmek istiyorum” mealinde bir yanıt verdiğimi hatırlıyorum.
O yanıtı veren ben, net bir hedefi olan/olduğunu düşünen, ama bu hedefe gitmek için yeterli özgüven ve cesareti bulamamış bir bendi.
O yanıtı verdiğim günden bu yana yaklaşık 1,5 ay geçti; tereddütsüz diyebilirim ki, yaşamımın en verimli, en zengin ve daha da önemlisi özgüvenimi, farkındalığımı en doğru şekilde beslediğim dönemi oldu bu süreç.
Koç olmak isteyen ve en azından nasıl Profesyonel Koç olunacağını bilen biri olarak, beni engelleyen, yola çıkmamı durduran şey neydi? Hangi varsayımlarla kendime ket vurmuş ve bir yandan da hayallerimi erteleme halini meşrulaştırmıştım?
Bu engelleri/varsayımları 6 seansta bulmak, ortadan kaldırmak ve 1,5 ay içinde hem Koçluk Eğitimi sürecine, hem de pratiğine başlamış, isteklerini kat kat fazla netleştirmiş ve bir kısmını çoktan elde etmiş birini ortaya çıkarmak! Hakan Bey bunu başardı; aslında ben de Hakan Bey’in gerçek, sade ve cesur sorularıyla bunu başardım.
Bu sürecin başında Hakan Bey’den bana hem Koçluk, hem de yeni bir Koç adayı olduğumdan biraz Mentorluk yapmasını istemiştim, bu anlamda da beklentilerimin ötesinde bir aydınlanma süreci yaşadım ve kendimi çok şanslı hissediyorum. Koçluk mesleğine dair çok değerli bilgi ve deneyimlerini, kitaplarda bulamayacağım farkındalıklar ile birlikte bana cömertçe sunduğu için ona ayrıca teşekkür ediyorum.
Yaşamımın bu noktasında, Hakan Bey’le karşılaştığım ve bu süreçte başardıklarım için şükürler olsun!
Hakan Bey, her şey için içten teşekkürler ve her zaman birlikte çalışabileceğimiz süreçler yaratabilmek dileğiyle,
Esra, İnsan Kaynakları Danışmanı & Profesyonel Koç İstanbul - Temmuz 2011 |
|
Kendimi tek başına karanlık bir lâbirente bırakılmış gibi hissediyordum. Ne bir ışık ne de çıkış yolu vardı. Bir şey yapmadan öylece duruyordum. Annemi kaybettikten sonra dondurduğum hayatım hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu. Bir de üzerine babamla anlaşmazlıklarımla ve hayatın bana yaptığı kötü sürprizlerle uğraşıyordum. Hayatımın ne kadar çıkmazda olduğunu, çabalasam da değişmeyeceğini anlatacağım (belki de ikna edeceğim) birini arıyordum. Hakan Bey’le ortak tanıdığımız öğretmenim vesilesiyle görüşmeye karar verdim. Anlatacağım kişiyi bulmuştum. Ancak hiç tahmin ettiğim gibi olmamıştı çözümsüzlüğe ikna falan da edemedim.
İlk görüşmemizde ağlak, ne çözüm sunulsa “ama” ile başlayan bitmek bilmeyen cümleler kuran ufak mızmız bir Derya vardı. Ah zavallı Derya…
“Çözümsüz bir dünya yok Derya” demişti. Hâlâ bu söz kulaklarımda çınlar. Evet, çözümsüz bir dünya yokmuş. Çözümü aramayan Derya varmış.
İlk olarak üzüntülerim, kızgınlıklarım, korkularım, yanlış inançlarım ve yanlış sorularımdan arınarak başladık Derya projeme. Bu arınma dönemi sancılı ve biraz uzun sürdü. Ancak değdi yeni bir “ben” doğuyordu. Arınan, hafifleyen, yanlış inançlarını yıkıp yeni inançlar edinen, artık doğru sorular soran, çözüm üreten bir Derya çıkıvermişti karşıma. İtiraf etmeliyim ben çok sevdim bu Derya’yı.
Özgür olamamaktan şikâyet ederdim. Oysa sınırlar hep kafamdaydı. Kafamdaki “olmaz” inancı beni esir ediyordu. Bunu anladığımda dağıldım. Bugüne kadar inandığım tüm inançlar yıkıldı. Hayatımı bu hale nasıl getirmiştim? Özgür bıraktım esir ettiğim inançlarımı… Özgürlüğüm o an başladı.
İnsanların beni dikkate almamasından, kararlarımı kendim verememekten şikâyet ederdim. Ancak minik bir kız çocuğu gibi davrandıkça farklı bir şey de beklenemezdi. Büyümeye başladım. İnsanların bir süre sonra kararlarımı önemsediğini fark ettim. Birey olduğumu, kadın olduğumu hissettim. Yürüyüşüm, ses tonum bile değişti.
Yıllarca dondurduğum hayatımı yaşamaya başladım. Öylesine sabırsızdım ki… Artık hayaller kuruyorum. Her gün inanılmaz sürprizlerle karşılaşıyorum. Hayallerim için adımlar atıyorum. Evren beni çok seviyor.
Arkadaşlarım ağlak, şikâyet eder hallerinden kararlı mutlu insanlara dönüştüler. Ben değiştikçe çevrem değişti. Çevreme mutlu, başarılı insanlar çekmeye başladım. Ben değiştikçe dünyamı değiştiriyor olmak müthiş bir duygu.
Başta değişmemekte inat eden egoma rağmen adımlar atarak ilerledim. Ancak şimdi kendimle birlikte adımlar atıyorum. Biliyorum ki bunlar Derya projem için yapacaklarımın başlangıcı.
Hayatıma yaptığım en büyük yatırım: Derya Projesi. Bu projenin mimarı Hakan Arabacıoğlu’na sonsuz sevgi ve teşekkürlerimi iletiyorum.
Derya, Balıkesir - Haziran 2011 |
|
Özgüven eksikliği, kendini hırpalama, acımasızca yargılama, negatiflikleri cımbızla çekme, devamlı şikayet etme hali ve bunların sonucu olarak mutsuz bir ben. İşte tüm bunlar eski beni tanımlayan kelimelerdi. Enerjimi alıp götüren ve daima beni yoran bir hayat. Başkalarının sözünden etkilenen, onların laflarında mutluluğu arayan, yalnız başına adım atmaya korkan, hayır demeyi bilmeyen; her gün neden, niçin sorularını kendime defalarca sorarak geçmişini irdelemekten yorulan, anı yaşayamayan ve geleceğe adım atamayandım.
Hakan Bey'le tanışmamı; tüm kalbimle değişimi isteme inancıma bağlıyorum ve tesadüf olmadığını düşünüyorum. Çünkü o kadar çok istedim ki o sıkıcı, kurallarla çevrili benden kurtulmayı... Aslında kendine haksızlık eden bir benmiş o. Başarılarını görmeyen, her gün karşılaştığı durumlarda olumsuzluk arayan bir benmişim. Çözüm değil sorun odak noktası olan biri ne kadar ilerleyebilir ki? Hakan Bey bana cevabı evetli hayırlı sorular yönelttiğinde yarım saat sorunun cevabı dışında her şeyi anlatan ve etrafını suçlayan biriydim ta ki Hakan Bey'in beni birçok kez "Betül Hanım sorumuz neydi?" diyerek uyarmasına kadar :)
Yeri geldi kızdı haklı olarak, hep kaçtığım gerçekleri yüzüme vurdu, hoşuma gitmeyen yorumlar yaptı ama ben yine o koltukta oturmaya devam ettim çünkü değişmeye kararlıydım! Tüm bunların sonunda tamamen çözüme odaklı, bir durumla karşılaştığında ilk cümlesi "ne yapabilirim?" olan, tümüyle düşünce sistemi değişmiş, kurallarını esneten ve hatta bazılarını çöpe atan :) ve yeni bakış açıları edinmiş bir ben çıkardı ortaya Hakan Bey... İnanın eski beni düşünüyorum da en yakın iki arkadaşım bana nasıl katlanmışlar diyorum :) Beni yakından gözlemleyerek Hakan Bey'le birlikte ilk onlar fark etti bendeki bu kısa süredeki şahane değişimi... Onlara çook teşekkür ediyorum her zaman yanımda oldukları için...
Sonuç olarak her anını farkındalıkla deneyimleyen, sabah kalktığında yüzüne gülücük koyup şükreden, gün içinde sürekli pozitif olan ve daima gülümseyen, geleceğe huzurla bakan, her durumda olumlu yan arayan ve artık şikayet etmeyen biri oldum Hakan Bey sayesinde... Dolayısıyla Hakan Bey'e ne kadar teşekkür etsem biliyorum ki az kalacak. Çünkü hayatımdaki ve düşüncelerimdeki değişimi onun cesaretlendirici desteği olmadan başaramazdım. Bu nedenle her şeyin en güzelini hak eden Hakan Arabacıoğlu'na kısaca söyleyebileceklerim; iyi ki varsınız, iyi ki çalıştık sizinle ve iyi ki hayat sizi çıkardı karşıma...
Betül Doğan, İstanbul - Mayıs 2011 |
|
Ayna’ya Bakabilmek!
İçinde bulunduğum buhranı bir türlü tanımlayamıyordum: Benim neye ihtiyacım vardı onun bile farkında değildim! Çevremde gördüğüm “ideal” yaşamları taklit mi ediyordum yoksa kendi seçimlerim doğrultusunda mı yaşıyordum? Öyle ki, “at gözlüklerimi” takmış yaşadığım bütün zorlukların ya da başarısızlıkların suçunu da “dış dünya”ya yüklüyordum. Ta ki Hakan Bey’le tanışıncaya kadar...
Hakan Bey’le seanslara başladığımızda formda doldurmuş olduğum maddelerden ziyade asıl neye ihtiyacım olduğunu anlaması -ki bunu ben bile anlayamıyordum- beni oldukça etkilemişti ve o an “evet doğru adresteyim” diye içimden geçirmiştim. Yaşadığım iletişim problemlerine bir nevi ayna tuttu: Ben “kurban” rolünü o kadar benimsemiştim ki bir türlü olayların dışından bakamıyordum. Bir görüşmemizde bana şöyle demişti : “Kişi ancak kendi seviyesinden görebilir görmek istediğini!” İlk başta anlam verememiştim ve Hakan Bey’i devamlı “dış dünyanın” bana kötü davrandığını ikna etmeye çalışıyordum! Halbuki bütün bu enerjim nafileydi, hâlâ ayna’ya bakmaktan kaçıyordum.
Ancak zamanla, hayatımı zorlaştıran soruları sormayı bıraktığımda, yaşadığım iletişim sorunlarının olumlu yönde değiştiğini gözlemledim. Evet, ben düşünce şeklimi değiştirdikçe ve beni bataklığa sürükleyen sorulardan vazgeçince hayatımın olumlu yönde değiştiğine tanık olmak beni daha önce hiç tanışmadığım “ben”e götürdü. Hakan Bey’in dediği gibi asıl olan “Mesele dış dünyada değil, kendi titreşimlerini değiştirmek” idi!
“Kaliteli tohum atıp kalitesizleri ayıklamaya” başladığımdan beri daha huzurlu ve mutluyum, teşekkürler...
Özden Turhan, Bordeaux, Fransa - Mayıs 2011 |
|
‘İnsanlar ikiyüzlüdür’, ‘hayat acımasızdır’, ‘dışarısı güvenilmezdir’, ‘kendini övme sakın nazar değer’, ‘bağır çağır ki değerini bilsinler’ ve binlercesi. Binlerce, neye dayandığı belli olmayan katılaşmış, taşlaşmış kural. Hepsinin tek amacı var o da insanı (beni) tutsak kılmak.
Hakan Arabacıoğlu ile tanıştığımda buna benzer kurallarla boğuşup, hangi yöne gitsem daha mutlu olacağımı bilmez bir haldeydim. İşimi mi değiştirmeliydim yoksa evliliğimi mi bitirmeliydim? Değişime arkadaşlarımdan mı başlamalıydım yoksa başka şehre mi taşınmalıydım? ‘Söyleyin Hakan Bey topyekûn başka bir insan mı olmalıyım?’ Bu soru biçimlerinin asıl meselem olduğunu Hakan Bey ile çalışmaya başladıktan sonra öğrendim. Asıl değişimin içimde olduğunu, gücümü, yeterliliğimi ve değerimi fark etmem gerektiğini bu kadar net ve anlaşılır gösteren kişi o oldu. Kıvranışlarıma, çaresizliklerime, kendi kabuğuma çekilip saatlerce ağlayıp kızgınlıkla aldığım dürtüsel ve bir o kadar işe yaramaz kararlara dur dememi sağlayan kişi o oldu. Dramanın yalnızca tiyatro sahnesinde kalmayıp, asıl içimizde yaşayan ve sürekli mayalanan bir şey olduğunu gösteren kişi de o oldu.
Onunla karşılaşmasaydım eğer, işe yaramayacağına inandığım bir başka gelişim atölyesinin daha yolunu gözlüyor olurdum şu sıralar sanırım. İlgisi, sabrı, azmi ve netliğiyle, ondan örnek almama yardımcı olduğu gibi yoluma onlarca ışık tuttuğu, gerçeği olduğu gibi görmemi sağladığı için kendisine şükran doluyum.
D. G., İstanbul - Nisan 2011 |
|
Kaybolmak... Bir insanın kendi hayatında kaybolması... Korku, endişe, panik, çaresizlik, güvensizlik, güçsüzlük, öfke, pişmanlık... Karmakarışıktı her şey. Bir taraftan bu durumdan kurtulmam gerektiğini biliyorken diğer taraftan umutsuzluk beni engellemeye devam ediyordu. Psikolog ya da psikiyatr değildi ihtiyacım olan. Çünkü ben yaşadıklarımı, kendimi, olan biteni bir başkasına tekrar anlatmak ve bunun sonucunda ne ilaç kullanmak ne de uzun terapiler yaşamak istiyordum. Ben sadece kaybettiğim yolu bulmak için destek istiyordum.
Bu karışıklığın içinde nasıl olduğunu hala anlamadığım bir şekilde Hakan Bey’in sitesiyle karşılaştım. Birkaç yazısını okuduktan sonra kendisiyle iletişime geçmeye karar verdim. Ancak aynı şehirde yaşamıyorduk ve benim görüşmelere gidip gelme şansım malesef yoktu. Telefon görüşmeleri ile olur mu olmaz mı diye endişe ettim başlangıçta ama bu endişe daha ilk konuşmamızda ortadan kayboldu.
Hakan Bey’le çalışmalarımız zor ve yorucu oldu ilk zamanlar. Bu yaşıma kadar aslında ne oldukları hakkında fikrim olmadığı halde doğruluğuna inanıp sahiplendiğim yanlış inançlarımı ve düşüncelerimi tek tek bulduk. Onlardan ayrılmak, onları çıkarmak bazen zorladı ama yerine gerçekten inandığım düşüncelerimi koymaya başladığım andan itibaren hayatımdaki değişim başladı. Ben değişmeye başladım, her şey değişmeye başladı ve her geçen gün bu değişim mucizelerle devam ediyor.
Bu yazıyı yazarken biraz zorlandım, çünkü hatırlamıyorum gibi nerdeyse görüşmeye başlamadan önceki halimi... Beni yaklaşık iki ayda kendimle tekrar tanıştıran, yolumu bulmama yardımcı olan, desteğini hiç bir zaman esirgemeyen özel insan, iyi ki varsın. Her şey için yürekten teşekkür ederim.
Bige Demirhan, İzmir - Nisan 2011 |
|
Hakan Bey’le görüşmeye başlamadan önce, kendimi rahatsız ve huzursuz hissediyordum. Ancak bunun nedenini bir türlü anlayamıyordum. Ne hissettiğimi ve neye ihtiyacım olduğunu bilmiyordum. Ev, iş, çocuk, kişisel ve sosyal rollerdeki sorumluluklarımı yerine getirmekte zorlanıyor ve bocalıyordum. Planladığım şeyleri hayata geçirmeme engel olan bir şeyler vardı sanki. Ne kadar çaba harcasam da belirli bir noktada tıkanıyordum. İnsanlarla açık iletişim kuramıyor, kendimi ifade edemiyordum.
Hakan Bey’le yaptığımız görüşmeler sırasında, öncelikle tüm ağırlıklarımdan ve öfkelerimden kurtuldum. “İyileşmenin ancak gereksiz şeylerden kurtulduktan sonra gerçekleşebileceğini öğrendim.” Bu işe yaramayan şeyler; eskiden kalma öfkeler, kırgınlıklar, korkular, yanlış düşünce kalıpları ve inançlar, yanlış sorular ve artık işe yaramayan eşyalar gibi bir sürü şeyi içeriyordu. Tam bir arınma sürecinden geçtim. Bahçemden ayrık otlarını temizlemem biraz zaman aldı ve zorlandığım zamanlar oldu ancak Hakan Bey’in desteğiyle başardım.
Artık ağlama hissiyatım yok, daha farklı sorular soruyorum ve bu sayede bir konuya ya da olaya takılıp üzülmüyorum, ailemle ve çevremle olan iletişimim iyileşti. Kendimi daha iyi ifade eder oldum. Her şey daha netleşti. Sanki bir tül perdeyi açmış gibi hissediyorum kendimi.
İşime yaramayan şeyleri tespit edip, onları hayatımdan uzaklaştırdım. Ve gerçekten nelere ihtiyacım olduğunu anladım. Ancak bununla kalmayıp, çevremdeki insanların da nelere ihtiyaç duyduğunu fark ettim. Ve şimdi eylemlerim ve tercihlerim bu ihtiyaçlara göre şekilleniyor. Üstelik bunu şu soruyla daha da sağlıklı yapıyorum. “Şu anda kimin, neye, ne kadar ihtiyacı var?” sorusunu soruyorum.
Bir de en önemli noktalardan biri doğru sorular sormayı öğrendim. Doğru sorular sorunca, işe yarayan ve çözüme götüren cevapları bulabiliyorsunuz. Bunu yapabilmek başlı başına rahatlık sağlıyor. Oysa kendinize veya bir başkasına yanlış sorular sorunca, işe yaramayan cevaplar alıyorsunuz. Ve bu cevaplarla yol alabilmek için uğraşıp duruyorsunuz. Bu tamamen zaman ve enerji kaybına neden oluyor.
Üstelik tüm bunların yanı sıra; beslenme, sağlık, iletişim becerisi, kendini ifade etme, kendini gerçekleştirme, iş hayatı, aile hayatı vb. tüm konularda yaşadığım sorunları çözecek anahtarlara sahip oldum. Bunun sonucu olarak şimdi hayatıma ve olaylara daha hâkimim. Ve sakince düşünüp, karar verebiliyorum. Artık yaşadığım her günü ve karşılaştığım her durumu yeni bir fırsat olarak görüyorum. Tabii tüm bunların sonucunda yaşam kalitem arttı.
Bu süreçte takıldığım her noktada, Hakan Bey’in kesintisiz desteğini aldım. Ona sorduğum hiçbir soru yanıtsız kalmadı. En önemlisi, sorduğum sorulara hemen veya en geç birkaç saat içinde yanıt aldım. Onun gibi bir koçla çalıştığım için kendimi gerçekten şanslı hissediyorum. Bana aktardığı tüm bilgi birikimi, deneyimleri ve desteği için kendisine çok teşekkür ediyorum.
Şimdi bu yazıyı yazarken yüzümde gerçek bir gülümseme var. Sizlerin de yüzünüzün gülmesi dileğiyle…
Evrem Tatlıcı, Mühendis - Ocak 2011 |
|
Bir arkadaş ortamında tanıştığımızda Hakan`ın söylemiş olduğu birkaç cümle bile beni düşünmeye sevk etmişti yıllar önce. O zamanlar düşünüyordum içinde bulunduğum iş ortamından uzaklaşmayı ve birkaç öneride bulunmuştu bana düşünmem için. Üzerinden 3 yıl geçmesi ve benim için doğru zamanın olduğunu kabul edip bir yaşam koçuyla düşüncelerimi paylaşmak istediğimde hemen aklıma Hakan ile konuşmak geldi. Ben değişimi istiyordum ve aslında ilk adımımı da atmıştım ama yol almak için doğru düşüncelere odaklanmam gerekiyordu. Telefonda ilk görüşmemizde bana geçen pozitif enerjisiyle doğru insanla konuştuğumun farkındaydım.
Uzun zamandır değiştirmek istediğim işimden istifa etmiştim. İçinde olmak istemediğim bir yaşam tarzının beni sardığını ve istemediğim şeyin tam da ortasında olduğumu hissediyordum. Uzun zamandır cesaret edemediğim bir şeyi kendi irademle karar vererek sonlandırmıştım ama içimdeki şimdi ne yapacağım duygusu beni paniğe sürüklüyordu. Bu durumdayken tam olarak ne yapmak istediğimin cevaplarını bulamıyordum. Düşüncelerimi düzenleyemiyordum. Hep geçmişe odaklanmıştım yapmak istemediklerime, onların etkisini atamamıştım üstümden. Daha fazla o şekilde kalsaydım kararımdan pişman bile olabilecek hale getirebilirdim kendimi. Aklım bütün bunlarla meşgulken ne yapmak istediğime odaklanamıyordum.
Hakan ile yaptığımız ilk konuşmada önüme bakmam gerektiğini öğrendim. Bana sunduğu o ilk soru formunda neleri istediğimi belirli bir şekilde yazamamıştım, çünkü ben de farkında değildim. Sonra keşfetmeye başladım. Görüşmelerimiz boyunca aslında konuştuğumuz şeyler hep hayatıma dair şeylerdi. İş hayatıyla ilgili istediğimi sandığım desteği bütün hayatıma yaymıştık. Ne istediğimi belirlememde bana sorduğu soruların ve verdiği çalışmaların etkisi inanılmazdı. Yaşadıklarımı anlattığımda kendi hayatından verdiği örnekler benim yaşadıklarımı tamamlıyordu. Hakan ile her görüşmemden sonra fark ettiklerim hayatımda yeni bir sayfa açıyordu sanki. Bunları ortaya çıkarıp önüme sunması benim kendimi keşfetmem için çok büyük destek oldu. Her görüşmeden sonra konuştuklarımızı yakınlarıma anlatırken üstüne kendimin de bir şeyler koyduğunu hatta bazen o cümleyi Hakan mı söyledi yoksa ben mi düşündüm diye kendimle de bir yüzleşme yaşadığımı fark ettim.
Görüşmelerimiz sırasında hayatımdaki kararların çoğunu aklımla verdiğimi gördüm. Hayatımda olan her şeyin benim kontrolümde gerçekleşmesi için uğraştığımı ve egomun kalbimi yendiğini fark ettim. Yaptığımız görüşmelerde ortaya çıkan her cevap benim kalbimden gelen gerçek cevaplardı. Daha önce ne yapmak istediğime karar veremememin sebebi kalbimin ve aklımın savaşmasıydı. Ben bu dengeyi en güzel şekilde kurmayı başardım.
Bu süreçte inanılmaz şeyler yaşadım. Kalbimle istediğim her şey evrene verdiğim enerjiyle gerçekleşmeye başladı. Yeni yılda tam hayal ettiğim gibi bir işe başlayacağım. Birçok açıdan beni heyecanlandıran bir projeden haberdar oldum ve eleman aradıklarını bile bilmediğim firmadan görüşme için randevu talep ettim ve 2.5 saatlik benim için inanılmaz bir görüşmenin ardından işe kabul edildim.
Bunların hepsinin bir başlangıç olduğunu biliyorum. Yaşayacağım her şeyi heyecanla bekliyorum. Bütün bunlar bana umut ve güç veriyor.
Senin gibi bir arkadaş kazandığım için çok mutluyum. Bütün bu samimiyetin, farkındalığın, anlayışın ve emeklerin için çok teşekkürler.
Evrim U., Mühendis - Aralık 2010 |
|
|