Yıllar önce, artmakta olan mutsuzluğumun içinde kıvranıyor ve mutluluğu hep erteliyorken, bir arkadaşım "Hakan, cennet burada!" dediğinde oldukça şaşırmıştım. Halbuki bize böyle öğretilmemişti hiç...
İyi bir din dersi öğrencisi olarak hatırlıyordum ki öldükten sonra karşımıza iki sorgu meleği çıkacak, bize önce kime inandığımızı ve peygamberimizi, sonra da ne olduğu net olarak açıklanmayan başka sorular soracaklardı. Bu sorulara verdiğimiz yanıtlara göre de cennetlik olup olmadığımıza karar verilecekti. Çocuk aklım bilgileri bu şekilde tasnif etmiş ve sonra da hiç sorgulamamıştı. Taa ki arkadaşım cennet burada diyene kadar...
Ne demek istediğini düşünmeye başladım. Yaşadığım hayattan mutlu olduğum söylenemezdi. Başarmaksa; Türkiye'nin en iyi okullarından birinden mezun olmuş, en iyi firmalarında çalışmıştım. Arabam, İstanbul'un güzel bir semtinde evim vardı. "Başarmıştım", ancak bu, dünyadaki cennetten uzakta olduğum gerçeğini değiştirmiyordu.
Üniversite 1. sınıfta elime Anlar diye bir şiir geçmişti. Bu şiirde 85 yaşında ve ölmekte olan bir adam geçmişine hayıflanıyordu. “Yeniden başlayabilseydim yaşama, daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim. Her gittiğim yere şemsiye götürmezdim” diyordu. Bu şiiri o zamanlar okuduğumda çok etkilenmiş ve yurtta kaldığım odanın duvarına asmıştım. Bana hep yaşamayı, yaşamdan zevk almayı hatırlatsın diye!
Sanırım işler para kazanmaya gelince ve iş dünyasına girince karıştı. "Koş, durmadan koş. Yüksel, para kazan, biriktir, yatırım yap... Emekliliğinde yaşamaya bol bol zamanın olacak." Bu koşullanmaların doğru ya da yanlış olduğunu tartışmayacağım ancak ben o kadar hızlı koşmaya başlamıştım ki etrafımdakileri üstünkörü bile göremiyordum artık... Üstelik varmak istediğim bir yer de yoktu, emekliliğimdeki o huzurlu hayat dışında.
"Cennet burada" beni uyandırmaya başlayan ilk cümlelerden biri oldu.
Peki madem o emeklilik hayatı ve elden ayaktan düştüğümde kavuşmayı umduğum huzur umrumda değildi artık, o halde ne istiyordum? Oturdum kısa bir liste hazırladım.
- Kendi boyadığım rengarenk bir evde oturmak
- Doğa gezilerine çıkmak
- Tibet'e gitmek
- Balıklama denize atlamayı öğrenmek
- Yarım kalan ve kafama takılıp duran işleri tamamlamak
- Daha sağlıklı olmak
Bu listeyi yaparken şöyle bir şey geldi, aklıma: Sorgu melekleri ilk iki sorudan sonra, işte bunları soracaklardı: Hayal ettiklerimi yapıp yapmadığımı. "Hakan doğa gezilerine hiç çıktın mı?", "Hayatında hiç balıklama atladın mı?" Bu sorulara evet dedikçe sorgu melekleri ellerindeki listeye "check" işareti atıyorlardı. Ne kadar çok "check" alırsam bu dünyada da öbür dünyada da cennete o kadar yaklaşacaktım böylece...
İlk olarak evi boyamakla işe başlamaya karar verdim. Peki ama elime doğru dürüst bir fırça bile almamışken evi nasıl boyayacaktım? Bugüne kadar istediğim her şeyi başardığıma göre bunu da yapabilirdim. Daha önce evini boyayan arkadaşlarıma danıştım, işin püf noktalarını öğrendim. Hatta Internet çağının çocuğu olarak Internet’ten bu konuda yazılar bile okudum. Gittim boya kovasını ve fırçalarını aldım, boya kartelalarından hayalimdeki renkleri yarattırdım. Odanın yerlerini naylonla kaplayıp ilk fırçayı da bu konuda tecrübesine güvendiğim bir arkadaşımla sürdüm.
Birkaç hafta içinde, hayal ettiğim yatak odasına kavuşmuştum. Boyayı işten bana kalan zamanlarda yaptığım ve deneye yanıla ilerlediğim için bu kadar sürdü tabii. Sonuçta karşısına geçip baktığımda keyif aldığım bir odadaydım artık. Üstelik "Hakan ev boyuyormuş" diye merak eden, uzun zamandır görmediğim arkadaşlarım da eve gelip gitmeye başladılar. Sohbet ettik, boya yaptık. İş kendiliğinden bir şenliğe dönüştü. Çok eğlendim! Feng Shui'den esinlenerek evimi renklendirmemin hayatımı da renklendireceğine inandım ve bu şimdiden gerçekleşmeye başlamıştı.
Listemdeki maddeleri adım adım uyguluyordum. Bir arkadaşımı da ayartıp soğuk bir kış gününde Yalova'ya yürüyüşe gittim. Gezide hepimizden farklı olduğu her halinden belli olan, benden birkaç yaş büyük görünen bir kız vardı. Onunla sohbet etmeyi çok istedim. O önde ben arkada ilerlerken ona nasıl yaklaşsam diye düşünüyordum. Birden sanki ona baktığımı hissetti ve bana dönerek "Ne o, arkam çamur mu olmuş?" dedi. O an çok şaşırdım. Herhalde bana bakmadan beni gördü ve duydu diyerek kendisine bir de bilgelik atfettim. Yanına geçtim, o zamanlar çok konuşmama rağmen sözü tamamen ona bıraktım. Her nasıl olduysa o da zaten zihnimden sorduğum her soruya yanıt verdi. Bir yandan dizilerde oynayan, bir yandan dünyayı gezen, daha önce tanıdığım kişilere hiç benzemeyen bir kişiydi o.
Yegane konuştuğum anlardan birinde "Ben de Tibet'e gitmek istiyorum ancak 15 gün izin alamam ki" dedim. Hiç denedin mi? diye sordu. Denemediğim gibi, olmayacağına o kadar inanmıştım ki sormak aklımın ucundan bile geçmemişti. Denemeye karar verdim. Hadi diyelim ki izni aldım, bu sefer de yazın hiç tatil yapma, denize girme fırsatım olmayacaktı. O da haftasonları civardaki kasabalara gidebileceğimi, şehirden uzaklaşarak tatil de yapabileceğimi söyledi. Hiç böyle bakmamıştım gerçekten...
Peki neden Tibet? O zamanlar Tibet’e gitmek nedense pek modaydı. Dalai Lama kitapları çıkıyor, Tibet’le ilgili filmler çevriliyordu. Beni cezbeden şey ise bunların tamamen dışındaydı. Çocukken bir çizgi roman okumuştum. Bu çizgi romanda Batılı, yaşlanmış, mutsuz bir adam gerçeği aramak için yola çıkıyor ve kendisini Tibet’te buluyordu. Orada keşfettiği bir vadide 150 yaşında olduğunu söyleyen en fazla 35 yaşında görünen insanlarla tanışıyordu. Birkaç yılını onlarla geçirip onlarca yaş gençleştikten sonra ülkesine geri dönüyordu. Yıllar sonra aynı hikaye Tibet’in Gençlik Pınarı kitabıyla yeniden karşıma çıktı. Bu kitap da yine Tibet’e giden bir adamın orada bir manastırda öğrendiği bir dizi egzersiz, beslenme ve düşünme tekniği ile onlarca yaş nasıl gençleştiğini anlatıyordu. Muhtemelen Tibet bilinçaltımda “Gel Hakan, yeni bir yaşama buradan başla!” diye beni çağırıyordu.
O güne kadar hiç kimsenin 15 gün izin almadığı departmanda izin istedim. Önce bakarız dediler. Birkaç hafta sonra bir daha sordum, ses çıkmadı. 3. soruşumda pes etmelerinden midir nedir, izni aldım. Tibet turunu ayarladıktan sonra fark ettim ki izin tarihini yanlış belirlemişim. Yeni tarih işlerin en yoğun olduğu; değil 15 gün, 1 gün bile izin alamayacağım bir döneme geliyordu. Her şey bu kadar güzel giderken yoksa başa mı dönüyorduk şimdi? Bütün cesaretimi toplayıp durumu anlattım ve bilin bakalım ne oldu? Daha önce izni almış olduğum için hakkım saklı kaldı ve yeni izin tarihim de onaylandı. Tibet'e gidiyordum! 15 günlüğüne ve işlerin en yoğun olduğu zamanda...
Listemizdeki bir diğer madde balıklama atlamaydı. Balıklama atlamak bana hep çok erkekçe bir sembol olarak görünür. Yıllar önce bir arkadaşım 30 metrelik bir kayadan balıklama atlarken havada asılı kalmış resmini gösterdiğinde ona çok imrenmiştim. Ancak bunu yapabileceğimi hiç düşünmüyordum. Birkaç kez denemiş, kulağıma su kaçtı diye rahatsızlık duyarak bırakmıştım.
Artık zamanı gelmişti. Hayallerimdeki Hakan’a kavuşmak ve kendi cennetimi yaratmak için adım atmak gerekiyordu. Yaz gelip de havalar ısındığında her haftasonu Kilyos ve Adalar'daki plajlara gitmeye karar verdim.
Gene biraz Internet araştırması, bilen birkaç arkadaştan alınan tavsiyeler ve bir arkadaşımla birlikte işte Kilyos’tayım. Sabah deniz kenarında serinlikte lezzetli bir kahvaltı ettik. Denizde yüzdük, güneşlendik. Balıklama atlamadan önce oyalanarak aslında cesaret depoluyordum. Taa neden sonra denizin ortasında duran salı gözüme kestirdim ve üzerine çıktım. Sal o kadar alçaktı ki ayaklarım sanki su ile aynı hizadaydı. Yani sanki denizin içinden denize atlayacağım gibi. Düşündüğüm kadar kolay olmadı. Bir süre atlayanları izledim nasıl yapıyorlar diye. Yapmam gereken tek şey sadece kendimi denize bırakmak. Aşağısı o kadar derin ki, neredeyse 3 tane Hakan boyu. Yani yere değmeme imkan yok. Ancak ben gene de kafamı çarpmaktan, kulağıma su kaçmasından, sanki metrelerce yüksekten atlıyormuşum gibi vücuduma zarar vermekten korkuyordum.
Belki saniyeler süren ancak bana dakikalar kadar uzun gelen bir zamanda salın ucunda bekledim. Kendimi aşağıya bırakamadım. Denizden çıkan bir adamın "Ne düşünüyorsun, atlasana" diye seslenmesiyle kendime geldim ve kendimi suya bıraktım. Atlarken o havada süzüldüğüm belki bir saniyelik an, suya girdiğimde vücuduma değen kabarcıklar, tüm bu anlarda havada uçuyormuşum hissi... Ardından gelen başarmanın keyfi ve çocukça bir zevk… Hepsi bir aradaydı. Üstelik korktuğum hiçbir şey olmamıştı.
Tesadüfen mi iyi atladım diye düşünüp, çıktım bir daha atladım. Aldığım zevk her seferinde daha da arttı. O gün çocuklar gibi onlarca kere çıkıp çıkıp suya atladım.
O haftadan sonra balıklama atlama bahanesiyle her haftasonu arkadaşlarımla denize gittim. Trakya tarafına gittiğimizde yeşilin her yerden fışkırdığı ormanlarda yürüdük, ayçiçeği tarlalarında leylekleri kovaladık, denize karşı akşam balık yiyip keyif yaptık.
Bir haftasonu da bir arkadaşımla Adalar’da kiraladıkları eve kahvaltıya gittik. Vapurdan iner inmez yazın görmeye hiç alışık olmadığımız bir yağmur başladı. İnsanlar sığınacak bir çatıaltı bulabilmek için koşuştururken, hayretle bize bakanlara aldırmadan sanki hiç yağmur yağmıyormuş gibi yürümeye devam ettik. Tepelerden inen sular ayak bileğimizi geçmeye başlayınca ayakkabılarımızı da çıkardık ve adanın neredeyse öbür ucuna o yağmurda çıplak ayak yürüdük.
Yağmurda yürümek yukarıdaki listemde yoktu ancak eminim bir “check” daha almıştım. Bilmediğim bir dünyaya doğru attığım her adımda hayatım daha da keyifli hale gelmeye başladı.
Bu arada yaz sonunda 3 metreden balıklama atlayabilir hale geldim. Hem de kendi başıma!
Sonbaharda Tibet yolculuğuna çıktım. Kahkaha krizine girdim Tibet'te bir yerlerde. Herhalde en son çocukken olmuştu bu. Karnım acıdı gülmekten ve duramıyordum. Sanki yıllardır atmadığım kahkahalar bir bir çıkıyordu şimdi.
O kahkahalarla birlikte sanırım cennetin kapıları bana açılmıştı. Hayatımın yönünü değiştirdim. Artık keşkelerim değil iyi ki'lerim vardı benim ve bunları nasıl arttıracağımı çok iyi biliyordum. Gezide tanıştığım Şebnem’i bir daha hiç görmedim. İzini de kaybettim. Sanki geldi, “Hiç denedin mi?” diye sorarak sihirli değneğiyle hayatıma dokundu ve gitti...
Şimdilerde keyifli yaşama giden yolda dileyenlere rehberlik yapıyorum. Yani hayatlarında değişimi yaratmak isteyen ancak bunu nasıl yapacağını bilmeyen bireylere Zest Coaching markasıyla profesyonel olarak koçluk yapıyorum. Zest İngilizce keyif anlamına geliyor.
ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum...
Jorge Luis Borges


bugün iyi ki de rastladım size :) hakan bey...
yasemin 3 Ağustos 2010
Sevilay Hanım, amca ne demiş? Hayal edin. Yazı ne diyor? Adım atın. Bundan sonra ne olacağını siz belirleyeceksiniz.
Hakan Arabacıoğlu 30 Haziran 2010
Merhaba Posta kutuma gelen yenibiriş mesajına bakmamla bu gece buralara kadar gelmem bi tesadüf olamaz.En son okuduğum ^adım adım mutluluk^ adındaki bir kişisel gelişim kitabının ardından hafta sonu tanıştığım hayat dolu 75 yaşındaki bir beyin hayal et ve hayallerine inan demesinin ardından onca koçun arasından sizi seçip araştırmam ve lise yıllarımda ezbere bilip çoktandır hatırlamadığım bir şiirin hayaline inanmaya bu kadar yakın bir yazının hemen altında durması bir tesadüf olamaz..Peki bundan sonra ne olacak?
sevilay 30 Haziran 2010
Arjantinli bir ozanın şiiridir.Ve orta 1. sınıfta iken şiir okuma yarışmasına bu şiirle katılmış 2.olmuştum.Hala ezberimde olan bi şiiri şimdi görünce hiçbirşeyin tesadüf olmadığına,herşeyin iyiliğim ve mutluluğum için programlandığına bir kez daha inanmayı seçtim...teşekkür ediyorum...
KIYMET 2 Haziran 2010
Merhaba Serap Hanım, bu yazıyı henüz yazmadım. Sıra ona gelmek üzere... İlginize teşekkürler.
Hakan Arabacıoğlu 19 Nisan 2010
Hakan Bey, Kalbinizin sesini dinleyin başlıklı yazınızı göremiyorum sitede,aceba yazılmadımı yok sa ben mi bulamıyorum
SERAP GÜLER 10 Nisan 2010
Hakan Bey, Web sitenizi çok beğendim. Gerçekten kaliteli içerik var. Sitenizi sıkça ziyaret etmeyi dşünüyorum. Hayatınızın felsefenize uygun şekilde başarılı ve mutlu devam etmesini dile, saygılarımı sunarım. Sebahattin Tokmak
Sebahattin 24 Mart 2010
teşekkürler iyiki varsınız sevgiler meral
meral horasanlı 4 Şubat 2010
Merhaba Okan Bey, evet bu yazıda aşkla ilgili bir şey yok. Çünkü yazıda hayatımdan bir kesit aktardım ve aşka değinmeyi düşünmedim. Sadece şunu söyleyebilirim, bizler yaşamdan keyif almaya başladıkça, keyifli olan her şey de hayatımıza girmeye başlıyor. Aşk ışıyoruz o zaman. Yaptığımız işe de aşk katıyoruz, dokunduğumuz bedene de...
Hakan Arabacıoğlu 12 Ocak 2010
Yaşama dair beklenti ve hayallerinizde aşk-a dair hiçbir kelime bulamadım. Siz aşk-ı yaşadınızmı? Yada şu an aşıkmısınız? Hayatınızdamı? Yoksa Yalova yürüyüşünden beri özlemini çektiğiniz insan olarakmı kaldı? Kendimi teslim edemediğim bu iş dünyasının, ucu pek te keskin giyotinine... Üzgünüm, veremeyeceğim gövdemi; sahibi olmadan aşk-ın...
okan 8 Ocak 2010
Merhaba Güliz Hanım, Koçların bir görevi de, nereye gideceğinizi netleştirecek sorular sormak. Yolunuz açık olsun.
Hakan Arabacıoğlu 6 Ocak 2010
Henüz ne yapacağımı bilmiyorum ve yolumu net olarak çizmedim. Biraz nefes aldım, biraz ailevi işlerle ilgilendim ve ancak kendime geldim diyebiliriz. Şu anda çalışmadığım için kısa zaman önce ne yapacağım konusunda içim içimi yemeye başladı. Büyük ve kurumsal bir şirkette daha öncekine benzer bir pozisyonda çalışmak istemediğimi biliyorum. Ancak, kendim mi bir iş kuracağım, birileriyle ortaklık mı yapacağım gibi soruların cevabı henüz bende yok. Aklıma gelen çeşitli fikirler var ancak hiçbiri tam olarak içime sinmiyor. Tam bu bulanıklık içerisinde gene bunalmak üzereydim ki beni aydınlatan birisi oldu. Ve şunu fark ettim; hayattan keyif almayı, hayatın akışına kendimi bırakmayı unutmuşum. Şimdi hedeflerimi belirleme ve yolculuğa çıkmaya hazırım. Nereye gideceğimi henüz bilmiyorum ama bulacağım :) Sevgiler,
Güliz 5 Ocak 2010
Hakan Bey, Sizin yazınızda bahsettiğiniz yoldan ben de şu anda geçiyorum. Sizin yolculuğunuz bana göre daha bilinçli başlamış sanırım. Ben içinde bulunduğum ortama ve pozisyona daha fazla dayanamayacağımı anlayarak yolumu değiştirmem gerektiğini anladım diyebilirim. Ben de çok iyi okullarda okudum. Mezun olur olmaz da nefes almadan çalışmaya başladım. Çok iyi şirketlerde çalıştım, gayet başarılı oldum, genç yaşta iyi pozisyonlara yükseldim. Tabi ki çok çalıştım, türlü zorluklarla karşılaştım ve hepsini de bir şekilde aştım. Ancak geldiğim noktada, dışarıdan bakıldığında imrenilecek bir pozisyonda olmama rağmen içim kan ağlıyordu. Bunun sonucunda yaklaşık altı ay evvel işimden ayrıldım.
Güliz 5 Ocak 2010
Merhaba Hakan beycim uzun zamandır hiç bu kadar keyifli bir sabah geçirmemiştim.Bir anda aklıma geldi sizi ziyaret etmek ve iyi ki de gelmiş.Yazınız benim hep düşündüğüm ama ertelediğim şeyleri artık hayata geçirmemin zamanı geldiğini hatırlattı.Ben her zaman evrenin sevgili çocuğu olduğuma inanırım ve evren bana benim için olması gereken şeyleri olması gereken zamanlarda hatırlatır.Bugünde öyle yaptı.Beni bana sizinle hatırlattı.Ataol Behramoğlunun dediği gibi Hayat sunulmuş bir armağan insana.Teşekkür ederim.
serap 30 Aralık 2009
Merhaba Gülhan Bey, kısaca size vereceğim yanıt şudur: Evrende, dünyada her şeyden var. Siz neyi görmeyi seçerseniz hayatınızda artan şey o oluyor. Adaletsizliklere baktıkça hayatınızda adaletsizlik artıyor. Arttırmak istediğiniz şeye odaklanın, niyetinizle paralel cümleler kurun. Mutlu ve keyifli günler dilerim :-)
Hakan Arabacıoğlu 28 Aralık 2009
Merhaba Hakan Bey, Sitenizi inceledim. Gerçekten çok güzel şeyler yazmışsınız.Fakat ben bazı şeyleri anlayamıyorum. Yani ya siz farklı bir dünyada yaşıyorsunuz, ya da biz aynı dünyadayız fakat farklılıklarını göremiyoruz. Benim hayatım hiç bir zaman sizinki gibi olmadı, ya da size yorum yazan diğer insanlar gibi. En basiti çalıştığım yerden 15 günlük izin istesem iyi şeyler olmaz onu biliyorum. Yanlış analşılmak istemem sadece merak ediyorum. Ben öğretmenim çocukları seviyorum, Öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum. Fakat hayat içerisindeki bazı adaletsizlikler beni çok rahatsız ediyor. Bazen sıkıldığımı hissediyorum. Çok çeşitli yerlerde arkadaşlarım var ve genelde hepimiz aynı durumdayız. Nasıl oluyorda bu Dünya birilerine zevk vermezken birileri zevk alıyor. Ben cevabı tahmin ediyorum. Ama sizin yanıtınızı bekliyorum. Yalnız, cevap Kendi Cennetimde değil. Bu sorumun cvabını gerçekten merak ediyorum :)
Gülhan YILMAZ 27 Aralık 2009
tek kelmeyle harikasnız:)yazılarınız insanı kendine getiriyor çok güzeller teşekkrler:):)
ezgi 27 Kasım 2009
neden insanlar kendilerini bulmak için ta tibet'e giderler hiç ama hiç anlamam. güzel ülkemizin , güzel mekanlarında da inzivaya çekilip , Allaha dua edip, kendi içime dönüp ,pekala da MERHABA BEN !!! SENİ TANIDIĞIMA SEVİNDİM ! diyebilirim....
ZEYNEP 20 Kasım 2009
merhaba ; ben olumlamalr ve istemek üzerine araştırmalar yapıyorum önce işimde mutsuzdum okuduğum bir kitap bana işe yaramaz ne varsa at dedi attım masamdaki işe yaramayan evraklarımı. kitaba göre terfi ya da daha iyi bir iş teklifi gelmesi gerekiyordu 2 hafta sonra kovuldum:)evet kovuldum ama ben hala mutluydum evimde değişmesi istediğim ne varsa kağıda yazmıştım aslında benim için imkansızdı onlar fakat hem de işsizken ben ev değiştirdim evimin eşyalarımı da değiştirdim tam bu arada daha önceki pozisyonumdan daha iyi bir pozısyonda bir iş teklifi geldi :) en önemlisi asla ala-amam gözüyle baktığım arabamı almak için araştırma bile yapıyorum :) hatta aldım sayıyorum ki çabucak bana gelsin... herşey den önce isteklerinize sizler inanın ve olduğunu düşleyin mucizelerin başladığını göreceksiniz... benim MUCİZEM var sizinde olur umarım :) aa bu arada sakın anlatmayın kimseye ki olumsuzluklardan etkilenmeyin ...
Sibel 10 Kasım 2009
Merhaba Aslı Hanım, Ben aşağıda Merve Hanım'ın sorusuna yanıt vermiştim. Bu sefer daha kısa bir yanıt vereyim o halde, daha net olsun. Şartlarınız ne olursa olsun, hedefinize doğru kararlılıkla adım atın. "Ama siz bilmiyorsunuz, beni anlamıyorsunuz, ben şöyleyim, böyleyim" diye kendi yolunuzu tıkamayın. Ben de Anadolu'da okuyarak Boğaziçi Üniversitesi'ni kazandım. Lise 1. sınıfta Matematik karneme 6,5'tan 7 düşerken başardım bunu. İstediğini elde edenler ile edemeyenler arasındaki en temel fark, bence elde edemeyenlerin hayıflanmaktan ellerindekini ya da önlerindekini görememesi.
Hakan Arabacıoğlu 6 Eylül 2009
Hakan bey,çok teşekkür ediyorum yazınız için,gerçekten çok güzel.Ama ben olumlu düşüncelere cevaplarınızı değil de olumsuz düşüncelere olacak olan cevaplarınızı merak ediyorum..Mesela Merve'nin yazdıklarına..Belki bu ülkedeki bi çok insan o durumda.Bende o durumdayım,belki ilçede değilim ama bi işim yok.Sizin dedikleriniz için önce bi iş gerekiyor.Ayrıca sorunlarımı unutabilmek için kendime hergün yüzlerce olumlu sözcük söylüyorum.Bu okuduğum ilk yazınız,sitenizi yeni gördüm sanırım siz bu sözcüklere 'olumlama'diyorsunuz..ama artık polyannacılık oynamaktan sıkıldım:(( LÜTFEN O GÜZEL DÜŞÜNCELERİNİZLE BİR CEVAP İSTİYORUM..teşekkür ederim.
aslı 30 Ağustos 2009
süpper olmuşş bayıldım resmen yazdıklarınıza u kadarcık yazıdan.. ellerinize sağlıkk :)
Buket 25 Ağustos 2009
Merhaba Ceyda Hanım, Tanrılar Okulu kitabında defalarca tekrar eden bir söz vardır: Sen değişirsen dünya değişir. Ben keyifli bir hayata niyet ettikçe, adım attıkça ve bana yıllardır aşılanan meli malı'ları bir yana bırakıp ne istediğime odaklanınca hayatım da değişmeye başladı. P&G'deki iş görünürde ulaşılması zor, harika bir noktaydı. Ancak orada yaptığım işin bana ve çevreme bir şey kattığına inanmıyordum. Kendimi, yaratıcılığını kullanamayan akıllı bir robot gibi hissediyordum. Oradan ayrıldıktan sonra 10 yıllık bir plan yaptım kendime. Bu planda tarif ettiğim iş bana aynen sunuldu, ben de kabul ettim. Yaklaşık 4 yıldır MLS Holding'de proje bazında işler yapıyorum ve yaptığım işten keyif alıyorum. 2009 yılının başından beri koçluk çalışmalarımı arttırdım ve MLS'ye haftada 2 gün danışmanlık veriyorum.
Hakan Arabacıoğlu 19 Ağustos 2009
merhaba hakan bey yazınızdan çok hoşlandım şiire de bayıldım ancak yazının devamını çok merak ettim peki ondan sonra ne oldu anladığım kadarıyla o zamanki işinizden tamamen farklı başka bir iş yapıyorsunuz şu anda bu karar nasıl oldu şöyleki önceki işinizde de oldukça başarılıymışsınız herhalde buna rağmen başka bir yola gitmeye karar verdiniz bu nasıl bir süreçti başka neler oldu bu arada tanıştığımıza mwemnun oldum
ceyda uysal 18 Ağustos 2009
"Ömür dediğin bir gündür; o da bu gündür..." Şiir çok güzeldi.Keşke siz bir yaşam dileği ile...
Fatma 12 Ağustos 2009
Merhaba Belkıs Hanım, Olumlamalar size itici gücü verebilecek araçlardan biridir. Olumsuz bir ruh halinden çok daha olumlu bir ruh haline çıkmanızı sağlar. Olumlamaları tekrar ettikçe zihninizden geçen düşünceleri ve ağzınızdan çıkan sözleri izlemeye ve seçmeye başlarsınız. Böylece hayatınızda da değişim başlar. Ancak yalnızca olumlama söylemek tek başına tabii ki yetmez, dilediğiniz hayata doğru adımlar da atmanız gerekir. Sonuç olarak size neyin iyi geldiğine inanıyorsanız onu yapın. Yukarıdaki yazıda anlattığım gibi, ben öyle yapmıştım :-)
Hakan Arabacıoğlu 5 Ağustos 2009
sohbet ettiğim bir arkadaşım mutsuzluğumdan şikayetçi olduğumu fark edince olumlama yazarmısın dedi nete, merakla açtım ben farklı bişeyden bahsediyodum acaba beni dinlemiyomuydu bile dedim bana gösterecekmiş meğer okumamı istedi okudum, biraz karışık ruh haline sahip olduğum için şu anda bunları tekrarlayıp kendimi kandıramam dedim bunun üzerine konuştuk ve giderken bana okumalısın tekrarlamalısın ama inanarak dedi, bir kaç saattirde okuyorum, kendimde değişmesini istediğim şeyleri yada olmasını istediklerimi bazen olumlayabiliyorum da bi tarafım hep olumsuz,belkide olmasını istediğim şeyler kendi boyadığım rengarenk bir evde oturmayı istemek kadar eğlenceli yada doğa gezilerine çıkmak kadar basit olmadığındandır.ama farklı bişey olduğu gerçek, Hakan bey için doğa gezileri yapmak onca işin gücün arasında bir lüks belkide ama imkansız değildir, belkide ondan olumlamayı kanmak olarak görüyorum.
Belkıs 5 Ağustos 2009
Merhaba Merve Hanım, aslına bakarsanız yukarıdaki yazıda anlatmaya çalıştığım şey daima kararlılıkla adım atmak. Bazıları bize göre hayata birkaç adım ileriden başlayabilir ancak bunlar adım atmaya engel değil. Sizin de adımlar attığınızı görüyorum. Bu adımları atarken varmak istediğiniz belli bir hedefiniz var mı? Motivasyonunuz aşağıya düştüğünde kendinizi nelerle motive edebilirsiniz?
Hakan Arabacıoğlu 17 Temmuz 2009
O kadar üniversite sınavına çalışıp kazanamamısım sonra acıkögretime başlamısım ama o da bir türlü bitmemek için ısrar ediyor sonra tesadüfen yüksekokulda işe başlamısım öğrenci statüsünde o da fazla değil sigortanız bile yok neyse demişim devam sınavlara girmeye kpss,katiplik zabıta özel sınavlar derken insanların sizi görmesi ZOR ee napiim birde burda muhasebe okuyayım belki o zaman olur daha 2. sınıfa geçtim herkes gitti bakalım bende 2.sınıf bitince olur mu dersiniz artık bu siteye girmesem mi ne karamsarlık beni bitiriyor sizide bitirmesine izin vermeyin.Tibet'e gitmem imkansız balıklama atlamayı denedim herkes kulaklarına su kactıgını söylüyor benimde burnuma kaçıyor niye ben bu kadar tersim anlamış değilim.evimi boyamak istemiyorum zaten boyayabilceğim evim yok olsada boyamam elime yüzüme bulaştırırım ben.Sadece şunu inkar edemem TEŞEKKÜRLER ALLAH'IM SAĞLIKLIYIM...
Merve 17 Temmuz 2009
Evet doğru güzel yapmış bunları yapmak bence insanın çok bazı basamakları gecmesi lazım benim geçmem gereken o kadar basamak var ki atlamam gereken yani mesela bir ilçede yaşıyorum ne kadar sıkıcı bir ilçe oldugunu tahmin edemezsiniz insanlarının gözünü sizden ayırmadğı her gün niye burdayım die veryansın ettiğiniz ve çıkmanız için ya doru dürüst iş ya da evlenmeniz gerekiyor....
Merve 17 Temmuz 2009
Ben de kendi cennetimi yaratmayı çok isterim ama o kadar da kolay değil. Sorumluluklar,sorumluluklar,sorumluluklar:-((
SUNA 15 Temmuz 2009
dünya bala batırılmış bir zehirdir... diyor evliya nın biri evet o zehri tatmadan uyanalım dostlar***
yeliz 15 Temmuz 2009
Çok beğendim...Hemen bilgisayarım masaüstü duvar kağıdına yapıştırdım... Sıkılmadan her gün bakıp yeni bir ders almak isteğiyle....
Esen 6 Temmuz 2009
olabilir mi? mümkün mü? iyi vakit geçirmek istiyorum. istediklerimi bende yapmak istiyorum. kocaman kocaman gülmek istiyorum. imrendim çok size..
ozlem 24 Haziran 2009
İnsan kendi cennetini de cehennemini de kendi yaratırmış.Bense Araf'ta bi yerdeyim sanırım.Yapmayı istediğim şeylerin bazısı cheklendi bazısı da zor görülüyor.Ama ben hala '' benim hala umudum var'' şarkısını söylemeyi çok seviyorum.Teşekkürler keyifli yazı için...
murat kalaç 23 Haziran 2009
Hakan Bey, yazınız muhteşem. Siz de pek çok kişiye ufacık bir dokunuşla yaşamlarının farkına varmalarını sağlıyorsunuz. Tebrikler...
Gül Eşiyok 12 Mayıs 2009
siteniz çok güzel bana çok yararlı bir başka sitede üye olan arkadşın aracılığı ile tanıdım burayıda iyiki dikkatimi çekmiş ve üye olmuşum bir bir uyguluyorum olumlamalarınızı şükranlarınızı da bu arada şiir harika çok etkiledi beni paylaşımlarınızın devamını dilerim...
ebru 4 Mayıs 2009
Pişmanlık, öfke, değişim düşünceleri ve çaresizlik içinde kıvanırken, siteniz karşıma çıktı. Yazıların altına yorum yazmaya hiç alışkın değilim ama içtenlikle yazılmış yazınızı görünce dayanamadım. Teşekkürler.
sirin 13 Nisan 2009
Tebrik ediyorum. İnternette binlerce gereksiz faydasız yerleri tıklayanlara sitenizi tavsiye ediyorum.Tek kelimeyle insanı rahatlatıyor. Sizi kutluyorum.
erdal 8 Nisan 2009
hakan bey,siteniz için size teşekkürler,ellerinize sağlık.
ümit 3 Nisan 2009
yazılarınızı büyük bi zekle takip ediyorum muhteşemsinniz hayata bakışımızı değiştiriyosunuz sonsuz sevgiler
melike 24 Mart 2009
bu yaz balıklama atlada görelim:))
Yasemin Akpinar 6 Mart 2009
iNSANLARIN KENDİ HAYATLARINA CHECK ATMALARINA YARDIMCI OLMAK KADAR GÜZEL BİR ŞEY OLABİLİRMİ?DEVAMINI BEKLİYORUZ. SELAMLAR
Nazan Can 20 Şubat 2009
Yazının son cümlesine baktım da, senin de burada yaptığın aynı şey aslında. “Hiç denedin mi?” diyerek sana dokunan sihirli değneği, ulaşabildiğin insanlarla paylaşıp onların hayatlarına dokunmak. Teşekkürler
Ece 17 Şubat 2009
Hissettiklerini doya doya yasamak icin adım atmak.. Nefes almak.. ve onemlisi bu dunyada cennetin kapılarını kendine acabilmeyi basardıgın icin sana özendim...
nemo 17 Şubat 2009
Herkese anlatmalı, herkesi uyandırmalı hayatın anlardan, sadece anlardan ibaret olduğunu ve onları kaçırmamamız gerektiğini... Bunu çok iyi başarabilen ve de amaç edinmiş nadir eşsiz güzel insanlardansın!!! Felizzz
Filiz Duman 17 Şubat 2009
Okurken gozlerim doldu, yuregim hopladi. Kendini cok iyi ifade eden NADIR bir insansin. Gercekten siir cok guzel. Sevgilerimle. Mero
Meral 15 Şubat 2009
Hayat balıklama atlamışsınız....cok güzel bir yazı bana yaşama güvenmeyi ve kendi cenettimi yaratmam için adım atmayı hissetirdi yüreğinize sağlık
özra gül 14 Şubat 2009