Barışçıl İletişim, Psikolog Dr. Marshall Rosenberg'in yaklaşık 50 yıldır, dünyanın birçok ülkesinde okullar açarak öğrettiği bir iletişim tekniği. Bu teknik sayesinde, konuşurken duygu ve ihtiyaçlarımı ifade ederek hayatımda neleri değiştirebileceğimi gördüm. İçindeki prensiplerden sadece aklınızda kalanları bile uygulasanız ciddi sonuçlar alacağınızı şimdiden söyleyebilirim. Aşağıdaki yazı Barışçıl İletişim'i çok güzel özetliyor. Çeviri için arkadaşım Seray Okan'a teşekkürler.

Barışçıl İletişim sayesinde şimdiye kadar birçok evlilik kurtarılmış, ebeveynler çocuklarıyla yeniden ilişki kurabilir hale gelmiş, okullar ve enstitüler ise işlevlerini çok daha iyi yerine getirir hale gelmişlerdir. Saldırgan kişilerin öfkeye odaklanmasını ortadan kaldırdığı için tecavüzlerin ve cinayetlerin bile bu sayede engellendiği söylenebilir. Hem Amerika’da bir çok şehirde hem de dünyanın dört bir yanında şimdilerde Barışçıl İletişim çalışma grupları oluşturulmuş durumdadır.

BARIŞÇIL İLETİŞİMİN İLKELERİ
Barışçıl İletişim şu manevi ilkeleri temel alır:

1) Herkes kendi yaşamından sorumludur. Bu, kişinin duygularıyla, sözleriyle ve eylemleriyle ilgili sorumluluğu başkalarına yüklemek yerine kendilerinin üstlenmesi anlamına gelir. Aynı şekilde kişi, başkalarının duygularıyla, düşünceleriyle ya da hareketleriyle ilgili sorumluluğu hiç bir zaman kendi üstüne almamalıdır çünkü bu onun sorumluluğu değildir.

Devamı için kayıt olun...

Yorumlar  

#1
Merhaba Hakan bey,olaylara bir tek yönden bakmamayı ve empati kurabilmeyi uzun zamandır çok önemsiyorum,olaylar karşısında bu yönde çaba harcıyorum.
Paylaşımlarınız, defalarca okunacak ve her seferinde,daha derinleşebileceğimiz bilgiler.
Sizde bize balık tutmayı değil,en derinlerdeki hazineleri,inci tanelerini bulmamız için yardım ediyorsunuz.
Teşekkürler,sevgi ve saygılar.
Gönül
Gönül 5 Şubat 2010
#2
Hakan Bey Merhaba,

Yazınızı keyifle okudum.Teşekkür ederim.
Belgin 8 Şubat 2010
#3
öfkemi kontrol edemiyorum :sad: iletişim kurmak istiyorum ama içimdeki nefret buna engel oluyor.
hayat 26 Temmuz 2011
#4
Merhaba Hakan Bey,

Bu güzel yazıyı okuyunca biraz afalladım aslında. Çünkü benim sorunum çok fazla empati yapmak, ben bundan kurtulmak istiyorken, burada empati yapmaktan bahsediliyor. Gayriihtiyari bir şekilde, öylesine çok empati yapıyorum ki bu beni mahvediyor, hiçbirşekilde karşımdaki insanı haksız bulamıyor ve her durumda kendimi hatalı buluyorum. Bu şartlarda bu kadar empatinin de yanlış olduğunu düşünüyorum. Siz bu duruma ne dersiniz?
Saygılarımla.
Elmas 26 Temmuz 2011
#5
Merhabalar Hakan Bey, yorumuma bu denli hızlı bir geri dönüş olabileceğini düşünmemiştim:-) Haklısınız yazı öfke kontrolünden bahsetmiyor ancak bizi rahatsız eden durumlarda karşı tarafla nasıl iletişime geçebileceğimizle ilgili ipuçları veriyor eğer doğru yorumladıysam.Ben oraya dahi varamıyorum:-)) Kendi içimdeki krizi karşı tarafa yansıtıp koca bir savaş çıkarıyorum.Bu yöntemi uygulamaya çalışacağım.Teşekkürler:-)
hayat 27 Temmuz 2011
#6
Hakan bey merhaba yazınızı okudum. Bunu yapmak istiyorum . Tek tek deneyerek başlasam. Mesela önce gözlem yapmayi kendime oturttum bı sure sonra da duygu taninlamaya geçsem nasıl olur?
Zeynep 20 Ocak 2020

Yorum yazmak için lütfen üye girişi yapın.

Günlüğümden Son 2 Yazı

  • Sana nasıl yardım edebilirim?

    Yaklaşık 7 sene önce çalıştığım işyerinde kendimi çok sıkışmış hissederken posta kutuma bir mesaj geldi. İçimizdeki Tanrıdan başlığını taşıyan bu mesaj şöyleydi: Pek çok ruh, bu dönemde dünyadaki kargaşa ve karışıklık için bir çözüm arıyor. Bu...

    Devamını oku...

  • Mutlu olmayı bekleyenlerden misiniz?

    Geçtiğimiz günlerde bir danışanım sevgilisinden ayrıldığını söyledi. Nedenini sorduğumda "Beni mutlu etmiyordu" diye bir cevap verdi. Bu cevaba çok şaşırdım. Beni mutlu etmiyordu demek, "Ben kendi başıma mutlu olmayı beceremiyorum, gelen beni...

    Devamını oku...

Yüzleri Gülenler...

Bir yerlerde kendimden vazgeçmiş, kendimi yalnız bırakmıştım. Öyle bir yalnızlık ki bu, kendime değer vermediğim, ama başka herkesten değer istediğim, takdir görmeyince öfkelendiğim, öfkelendikçe çıkmazlara sürüklendiğim, aslında derinlerde kendimi yalnız bıraktığım için kendime kızdığım, bu kızgınlığı olaylarda patlattığım, sonra neye kızdığımı bile unuttuğum, suçladığım, ‘neden niye’lerde boğulduğum, asla sorumluluk almak istemediğim, her olay için yeni bir suçlu aradığım bir dönem yaşıyordum. Yine mutsuz ve çevreme –aslında kendime– öfkeli olduğum bir gün tesadüfen Hakan Bey’in web sitesine denk geldim. Çok da inceleme yapmadan sitede yer alan telefon numarasını aradım.

Telefon cevap vermedi, bu defa mail yazdım, “Yaşam koçluğu nedir bilmiyorum ama bana ne yapacağımı ne yapmam gerektiğini söyleyen birine ihtiyacım var” diye başladım. Ben şöyle iyi eğitimliyim, böyle güzel donanımlıyım diyerek de kendimdeki tüm kusur(!)’ları kapatıp etrafımı suçlayacağımın sinyallerini vermiştim.
Hakan Bey’den gelen cevap; “Hayatınızın sorumluluğunu bir başkasına yüklemek isteğindesiniz, üzgünüm ama istediğiniz şey size ne yapmanız gerektiğini söylemem ise sizinle çalışamam” oldu… Şok oldum.

Yaşam koçu ne yapacağımı söylemekten başka ne yapardı ki? Sonra telefonundaki cevapsız çağrıyı görmüş olacak ki, az önce mailleştiği kişiyle konuştuğunu bilmeden “Birlikte neler yapabiliriz” diyerek beni aradı. Az önce mail yazanın ben olduğumu, sorumluluktan kaçmadığımı, ne kadar talihsiz olduğumu, hep kötü şeylerin(!) başıma geldiğini, ille de bana karşı herkesin ne kadar kabahatli olduğunu anlatmaya çalıştım. Sanki söyleyeceklerimi önceden biliyormuş gibiydi, ben bunları anlatırken beni durdurdu, birlikte çalışmamız için önce sorumluluk almam gerektiğini söyledi… Ortak bir payda bulduk ve sonuçta benimle çalışmaya ikna ettim onu. İlk görüşmemiz çok katı geçmişti. Bana duymayı kesinlikle istemediğim şeyleri söyledi. “Siz böyle olduğunuz için dünya bu haldedir” gibi. “Benzer benzeri çeker” gibi. İnanılmaz bir direnç içindeydim, Egomun beni korumak adına aslında mevcut durumu korumaya çalıştığını öğretti Hakan Bey bana.

Aslında kendi seçimlerimi yaşadığımı kabul ettim önce. Sonra seçimlerimi değiştirdim. Hayır cevabından korktuğum için kimseye hiçbir şey sormuyordum. Bana soru sormayı, talep etmeyi öğretti. Talebim karşılanırsa teşekkür etmeyi, karşılanmazsa da karşımdakine kızmamayı… Takdir edilmeye ve onaylanmaya ne kadar ihtiyaç duyduğumu fark ettirdi bana sorularıyla. Önce kendi kendimi takdir etmenin yaratacağı hazzı yaşamamı sağladı. Sonra karşılık beklemeksizin vermeyi öğretti… Veren el alan elden gerçekten üstünmüş, bunu gördüm Hakan Bey’le çalışırken.

Yaptığımız meditasyonlarla içimdeki öfkeyi akıttı, beni ben’le buluşturdu. Ben önce kendime yöneldim, kendimi sevdim. Sonra çevremdekiler beni daha çok sevdiler. Ben kendimi takdir ettim, çevremdekiler beni daha çok takdir ettiler. Ben karşılık beklemeden güzellikler yaptım çevremdekilere ve hiç yaşamadığım güzellikleri yaşamayı başladım… Ben hiçbir zaman mağdur olmamıştım aslında, mağdur olmanın getirdiği şefkati başka türlü nasıl alabileceğimi bilmiyordum sadece.

Hakan Bey bana ihtiyaçlarımı nasıl elde edeceğimi öğretti. Ve ben sevgi, saygı, özgüven gibi ihtiyaçlarımı önce kendim karşılıyorum artık. Yürüyüşüm bile daha dik. Konuşurken ses tonum değişti. Artık hayır cevabını almaktan korkmuyorum, taleplerimi söylüyorum, karşılanırsa teşekkür ediyorum, karşılanmazsa kızmıyorum. Çünkü ben artık kendi sevgi dilimin ne olduğunu biliyorum ve sevdiklerimin sevgi dilinin ne olduğunu öğrenip ona göre bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

Hakan Bey bana çok şey öğretti. Her mail’ime cevap verdi, her sorumu yanıtladı. Cevaplarında beni nazlamak yerine gerçekleri söyledi hep. Buraya yazamayacağım kadar çok şey öğrendim; ama şunu özellikle söylemek isterim: Hakan Bey bana mutlu olmayı öğretti. Mutlu olmak gerçekten öğrenilen bir şey. Mutluluk hazinemi buldum ben artık. Bunun için kendisine çok teşekkür ederim. Dilerim sizler de bulursunuz mutluluk hazinenizi…

Burcu E., Ankara - Temmuz 2012

Devamını oku

Tüm yüzleri gülenler için tıklayın