1993-2002 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Sosyoloji Bölümleri'nde eğitim alan, sonrasında iş hayatına atılan Pınar, 2007 yılında tatillerini geçirdiği Kaş'a yerleşmeye karar verdi.

Birçoğumuzun hayalini gerçekleştiren Pınar'ın hayatını kendisinden dinlemek ve merak ettiklerimizi kendisine sormak için bu köşeyi hazırladık. Yazılarıyla dünyasını paylaştığı için kendisine teşekkür ederiz.

Sevgili Hakan Arabacıoğlu bana Kaş’ta yaşamanın nasıl bir şey olduğunu sorduğunda şöyle bir şey söylediğimi hatırlıyorum: “Satın alacak hiç bir şey yok, bu acayip bir arınma”.  Tabii bu biraz abartılı bir ifade. Söylemeye çalıştığım şey, burada tüketim seçeneklerinin pek kısıtlı olduğuydu.

Kaş’taki göreceli yokluk ortamına alışmakta fazla zorluk çekmedim. Sanırım burayı çok sevdiğim için kabullendim. Kabullenince de bir açıklık oluştu içimde. Şunu gördüm: sahici gereksinimlerinizi bir şekilde karşılıyorsunuz, bir çözüm buluyorsunuz.  Hatta mevcut ‘yokluk’ durumu size yaratıcı olma imkanı veriyor, hazır çözümler satın almak yerine özgün çözümler üretiyorsunuz. İş bölümü ve uzmanlaşmayla kaybedilen yaşama bilgisini kısmen de olsa geri kazanma olanağı buluyorsunuz.

Dahası mağaza vitrinlerinden, reklam panolarından çok denizi, gökyüzünü ve dağları gördüğünüzde, her yerde her daim bangır bangır çalan müzik yerine sessizliği dinlediğinizde içinizde fazladan bir yer açılıyor sanki. Aslında içinizde zaten var olan bir yeri, bir açıklık ve genişliği keşfediyorsunuz. Sahip olduğumuz ya da özdeşleştiğimiz nesneler azaldıkça azalırız, eksiliriz sanırız ya, tam tersi oluyor: çoğalıyoruz, içimizdeki alan büyüyor. Buna paralel olarak sevgimiz, hoşgörümüz, merhametimiz, anlayışımız artıyor. Özdeşleştiğimiz nesnelerden, imajlardan, fikirlerden, alışkanlıklardan ve de kendimize ve başkalarına anlattığımız hikayelerden kurulu ‘ben’in sınırlarının, içine başka başka şeyleri de alabilecek şekilde genişleyebildiğini görüyoruz. Olduğumuzu sandığımız şeyden çok daha fazlaymışız meğer!

Yaşadığımız çağda çoğumuzun dış dünya ile kurduğu ilişkinin öne çıkan boyutu tüketim. Tüketim kavramını geniş anlamda alabiliriz burada, çünkü nesneleri  yalnızca satın alarak değil onlara bakarak da tüketiyoruz. Ayrıca yalnızca nesneleri değil, imajları, sembolleri, kimlik fragmanlarını da satın alıyoruz. Dış dünya çok çeşitli mal ve hizmetlerin sunulduğu bir pazar yerinden ibaret artık, özellikle de büyük şehirlerde yaşayanlar için. Doğa ise tatillerde gidilip görülen bir yer; çoğu kez doğayla da ‘müşteri’ olarak ilişki kuruyoruz. Belki farkında değiliz ama bütün bunlar bizleri öz varlığımıza yabancılaştırıyor.  Araya biraz mesafe koyup baktığımızda ‘şey’lerin yaşamlarımızı istila ettiğini, zihinlerimizde ve ruhlarımızda kirlenme yarattığını görmek zor değil.

Peki etrafta dikkatimizi çekmek için yarışan eşyalar, mağazalar, markalar, reklamlar, müzikler olmadığında beden-zihin bundan nasıl ekileniyor? Sinir sistemi alıştığı hatta bağımlısı olduğu uyarıcı bombardımanının yokluğu karşısında afallıyor önce. Kişi bu durumu ‘canım sıkılıyor’ şeklinde yorumluyor ve hemen boşluğu dolduracak başka bir şeyler arıyor. Bu koşullanmış bir tepki. Oysa, bu ilk tepkiye teslim olmaz ve sıkıntı olarak adlandırdığımız varoluş durumuna direnç göstermezsek, bir süre sonra farklı bir bilinç durumunun kapılarının açılması kuvvetle muhtemeldir.

Deneyin ve kendi beden-zihninizde ne gibi değişiklikler olduğunu görün. Bunun için münzevi hayatı yaşamanıza gerek yok. Başlangıçta tek yapmanız gereken dış dünyanın teklifsizce içinize dolmasına engel olmak. Bunun için kendinize her gün belirli bir zaman ayırın. Geleneksel anlamda meditasyon da yapabilirsiniz, kendi meditasyon yönteminizi de oluşturabilirsiniz. Bu yemek yapmak olabilir, ormanda yürüyüşe çıkmak olabilir, sessizce oturmak olabilir… (Televizyon ya da film seyretmek olmaz!) Beden-zihnin aşırı uyarılmadığı, zihninizdeki gürültünün bir nebze olsun dindiği, gevşediğiniz ve farkındalıkla anın içinde olabildiğiniz herhangi bir etkinlik sizi arındıracak. Belki de uzun vadede, bu sınırlı zaman dilimlerinde tattığınız bilinç durumunu yaşamınızın tümüne yaymak isteyeceksiniz.