1993-2002 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Sosyoloji Bölümleri'nde eğitim alan, sonrasında iş hayatına atılan Pınar, 2007 yılında tatillerini geçirdiği Kaş'a yerleşmeye karar verdi.

Birçoğumuzun hayalini gerçekleştiren Pınar'ın hayatını kendisinden dinlemek ve merak ettiklerimizi kendisine sormak için bu köşeyi hazırladık. Yazılarıyla dünyasını paylaştığı için kendisine teşekkür ederiz.

Zihnimde Hintli yazar Arundathi Roy’un ilk romanının adını evirip çeviriyorum: “Küçük Şeylerin Tanrısı”. Küçük şeyler ve Tanrı. “Koskoca Tanrı’nın küçük şeylerle ne işi olabilir ki!” diyenlerimiz olabilir…

Yirmili yaşlarım boyunca sürdürdüğüm iç müzakereler sonucunda kendi adıma vardığım sonuç: Manevi arayışımızın adını ne koyarsak koyalım -tanrı, hakikat, huzur ya da mutluluk- onu “küçük şeyler”de bulmamız kuvvetle muhtemeldir!

Severek yapılan bir iş, hakiki dostluklar, yaratıcı etkinlikler, uyum ve denge içindeki beden-zihin-ruh…İyi uykular, doğal ve sağlıklı yemekler, doğada zaman geçirmek, spor yapmak.

İstanbul’daki gündelik yaşamımı bu en temel ihtiyaçlarımı karşılayacak şekilde düzenleme çabalarım bir türlü sonuç vermeyince umutsuzluğa kapılmıştım. İç sesim bozuk plak gibi tekrarlıyordu: “başka bir yol olmalı-başka bir yol olmalı-başka bir yol olmalı”. Yakında İstanbul’dan Antalya’nın Kaş ilçesine taşınalı bir yıl olacak.

Başka bir yol= Farkındalık = Bedenden ayrılarak geçmişe kaymış ya da geleceğe savrulmuş bir zihin değil, şimdi-burada-bu anda olan ve bu anın içerdiklerini duyarlık ve farkındalıkla yani derinlemesine yaşayan bir beden-zihin.

Dr.Osman Müftüoğlu yazılarında ve konuşmalarında sık sık daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için yavaşlamamız gerektiğini söyler. Bunu ondan ilk duyduğumda nasıl da sevinmiştim. Hızı öven, hıza tapan bir çağda yavaşlamamızı söyleyen bir doktor vardı. Sonraları gördüm ki bu bir sır değilmiş, bir çok alternatif öğreti bunu söylüyormuş zaten.

Kaş’ta beni en çok şaşırtan, günden güne de şaşırtmaya devam eden şey buradaki yavaşlık. Bu dışsal olmaktan çok içsel bir nitelik. Yavaşlık gündelik hayatın tüm dokusuna, insanların içlerine sinmiş. Burada uzun süre kalmış olanlar zamanı, zamanın akışını büyük şehirlerde yaşayanlardan farklı algılıyorlar. Sinir sistemleri farklı, vücut kimyaları farklı!

Hayatının ilk 32 yılını şehirde yaşamış, anksiyeteden muzdarip biri olarak gündelik yaşamın bu farklı temposuna tam olarak alışabilmiş değilim henüz. Kendimi bazen hiç gerek olmadığı halde telaş içinde koştururken -bedenim koşmuyorsa bile zihnim koşuyor- yakalıyorum hala. Neyse ki yılların koşullanmalarından kurtulmak zor olsa da imkansız değil!

Zamanın bir başka aktığı bu yeni iklimde farkındalığımın doğal olarak, hiç bir zorlama olmaksızın arttığını, keskinleştiğini duyumsuyorum.