Deniz Abla benim çok eskiden beri tanıdığım, çok az görüştüğüm halde sevdiğim ve biraz da hayran olduğum bir yakınım. Yıllar sonra kendisiyle görüştüğümde onun da yaşamında çıkış yolu arayan kişilerle sohbetler yaptığını öğrendim ve sitede yazması için davet ettim. Kendisi sevinerek kabul etti.

Bu sayfalardaki diğer yazarlar gibi Deniz Abla da kendisine has birisi. Milano'da moda tasarım okulu Marangoni'de okumuş, tekstil üzerine kendine ait şirketini yönetiyor. Diğer yandan uzun zamandır kişisel gelişim konularıyla ilgileniyor. İçimdeki Yolculuk 1 diye bir de kitabı var.

Bütün bunların yanında kendisi, iki oğlu ve hayat arkadaşıyla mutlu bir şekilde yaşamını sürdürüyor.

Deniz Hanım, merhabalar.

Geç saatlerde bu yazınızı okudum ve ‘kendimi mercek altına alma’ konusunu merak ettim. Bunu birkaç kez yapmayı denedim, sanırım anlamamış olmalıyım ki, yapmaktan vazgeçtim.
Mercek altına alma nasıl olmalı, neler yazılmalı?  

‘Hayatımda büyük olumsuzluklar yaşamaya başladığım an, kendimi dev bir merceğin altına aldım ve başladım incelemeye’... yazınızın bu  beğendiğim ilk cümlelerini bir not olarak ekledim.

demiş sevgili Hulusi.

Bu sorunuza, ‘ben ne yapmıştım ve hâlâ ne yapıyorum’u söyleyerek cevap verebilirim.
Üst üste yaşadığım olumsuzluklar ile boğuştuğum bir an, bağırarak isyan etmiştim: ‘Yeter!’... ‘Neden yaşıyorum ben bunları?’ Kendi sesimin beynimin içinde yankı yaptığını hatırlıyorum. Aynı anda da zihnimden:
‘Gerçekten neden yaşıyorum ben bunları?!... Neden her şey üst üste geldi?... Şimdi ne yapmalıyım?...’ 

Bunları ben yaşadığıma göre, bu soruları kim cevaplayabilir?
Tabii ki  sadece ben... Herkes kendinden sorumludur... Yaşadığım her şeyin bir sebebi olmalı... Başkalarını suçlamayı bırakmalıyım... gibi onlarca ‘altyazı’ geçip gidiyordu.

Sanki beynimde bir bomba patlamıştı ve aynı anda da içimden gelen bir güç bana yol göstermeye çalışıyordu.
Aslında o, hep benim içimde olan, ancak benim hiç fark edemediğim bir güçtü. O benim içgücüm idi.  Beni her halimle görebilen ve gördüğü her şeyi korkmadan, saklamadan ortaya çıkartan ve yargılamadan kabul eden  hocamdı.

Bir anda çok rahatladığımı hatırlıyorum. İçinde bulunduğum durum aynıydı ama ben kendimi daha iyi hissediyordum. Bana, benden bir yerlerden bir destek gelmişti sanki...

‘Yaşadığın olayları tek tek al karşına ve kendine, sadece kendine bakarak gördüğün her şeyi yaz ‘diyordu içgücüm... ’Yapman gereken tek şey kendine karşı çok dürüst olmandır. Kendini merceğin altına koyduğun anda, en küçük detaylar bile dev gibi görünecektir. Devleşen detayların seni korkutmasına, üzmesine ve kızdırmasına izin verme. Yaşanan her şeyde bir hayır vardır. Bunu anladığın anda mutlu olacaksın ve ‘İyi ki yaşamışım bütün bunları’ diyeceksin’...

Başladım yazmaya... Önce; ne oldu ve ben ne yaşadım onu yazmaya başladım. Sonrasında da, bütün bunların karşısında ben ne hissetmiştim, onu yazacaktım. Daha ilk sayfayı tamamlamadan, durup bir okumak istedim...

‘Olmadı’ dedi içgücüm.
Gerçekten de olmamıştı...
Hani kendime karşı çok dürüst olacaktım!!!!! Daha sadece olayı anlatırken bile kalemim taraf tutmuştu. Olaydaki haksızlığa uğramış, zavallı mağdur kadın karakterini gene ben üstlenmiştim. Kendimle ilgili objektif olmayı öğrenmeliydim...
’Suçlamaları bırakıp, yaşadığın her şeyi olduğu gibi kabul ettiğin anda bunu öğrenmiş olacaksın’ dedi içgücüm...
İnsanın kendi yaşadıkları ve kendisi hakkında objektif olması çok da kolay değildi...
 
Ben, kalemim ve boş bir kağıt... Yanımda benden başka hiç kimse olmadığı ve bütün o yazdıklarım sadece bende kalacağı halde, başlangıçta ne kadar zorlanmıştım ... Kendime karşı dürüst ve apaçık olmak  beni zorluyordu...

Ama içimdeki gücün yardımıyla, kendimle yüzleşmeyi öğrenmeye başlıyordum.
Mercek altında ilk gördüğüm şey,  bir sürü korkunun beni sarıp sarmaladığı olmuştu. Öyle ki bana nefes alacak yer kalmamıştı... Böylece neden sıkışıp kaldığımı anlamıştım... Korkular ve endişelerle tıklım tıklım dolmuş ve kendi yönetimimi kaybetmiştim. Sahip olduğum şeyleri bırakıp, sahip olamadıklarımın peşinde sürükleniyordum...

Mesela: maddi olarak çok zor durumdaydım, ama sağlıklı olduğumun farkında bile değildim. Arabamın masraflarını karşılayacak durumda olamadığım için perişandım...
Ama ne kadar sağlıklı bacaklarım olduğunu tamamen unutmuştum...

Kalemimi elime alıp boş kağıda yazarken, kendime sorduğum sorulardan biri de şu idi:  Benim işim neden bozuldu?
İlk önce ‘piyasa kötü’ cevabının arkasına gizlenmiştim ki, iç gücüm ‘hadi cesur ol’ diye uyardı beni. Evet, kendime karşı cesur olmalıydım.
Kendime karşı nasıl olursam, hayata karşı da öyle olacaktım.
İşim bozulmuştu çünkü ben işim için hiç bir şey yapmamıştım. Sadece oturup negatif düşünceler üretmiştim... Aynı, hayatımın aksayan diğer yönleri için ürettiğim gibi...
Bilinçaltım, hiçbir soru sormadan, bunları bir istek kabul etmiş ve bu düşüncelerimi, aynı Alaaddin’in sihirli lambasındaki Cin gibi, hemen yerine getirmişti...

İç gücüm bana daima: ‘Yapacağın tek şey, aklını kullanarak düşüncelerini değiştirmek’ der...
Artık  farkındayım... ve zihnimden geçen her cümleden de sorumluyum....

Dostum sen düşünceden ibaretsin
Geriye kalan et ve kemiksin.
Gül düşünürsün gülistan olursun
Diken düşünürsün dikenlik olursun.

Ne güzel söylemiş Mevlana...

Aradan seneler geçti ve ben hâlâ, kendimi her an analiz etmekten çekinmeden yaşıyorum. Kendimi, kendime ve başkalarına karşı haklı çıkartmaya çalışmadan, olan herşeyi olduğu haliyle kabul etmeye özen göstererek yaşamak, benim için sevgiyle yaşamanın, özgürce yaşamanın tarifi oldu.
Her ne yaşarsam yaşayayım, hepsinden bir şeyler öğreniyorum.
Almak istediğim tüm mesajlar, hayatın içine yerleştirilmiş. Onları bir bir bulmak çok eğlenceli oluyor benim için. 
Hemen göremesem dahi, sorduğum her sorunun cevabının, sorunun yanında  olduğunu  bilmek de, huzur veriyor bana.
 
Kendimi incelerken,  baktığım her şeyi görüyorum ve gördüğüm her şeyi seviyorum.
Hani denir ya, ‘herkes kendi kapısının önünü temizlese, dünya tertemiz olur’ diye...
Ben, kendi kapımın önünü temizliyorum...

Sevgilerimle.