Ayşegül ile 2011 yılında başladığımız, zaman zaman uzun aralar vererek ilerlediğimiz koçluk görüşmelerinin hikayesini ve kendisinin adım adım neleri başardığını bu bölümde okuyabilirsiniz. Bu yazılar, bölümler halinde farklı mecralarda yayınlandı.

Benim en büyük fobim, diş hekimine gitmek. Eminim hepimizin ayrı ayrı fobileri vardır. Diş hekiminden korkanlar beni çok iyi anlayacaklardır. Ancak benim diş hekimi korkum, bildiğiniz gibi değil, randevu almak için telefon açamam, yalnız zaten gidemem, randevu alıp, kapıdan defalarca döndüm.. Diyelim ki, yanımda tüm aile fertleri, 4 kişi tanıdık bir diş hekimine gittik, bu sefer de koltuğu ve aletleri görünce korkudan, izin isteyip, muayenehaneden kaçabilirim. Kaçtığım çok olmuştur.

Bu durum beni giderek, daha çok rahatsız etmeye başladı. Dişim ağrımıyor, görünürde bir derdim yok ama korkuyu şifalandırmak, dişlerime özen göstermek istiyorum. Korkudan arınmak niyetindeyim.

Son 6 yıldır, korkularla ilgili o kadar çok çalışma yaptım ki, diş hekimi korkusunu da yenerim diye düşündüm ancak tek başıma yapamadım, yok olmuyor, gidemiyorum, gitsem içeri giremiyorum, içeri girsem koltuğa oturamıyorum. Tabii korktuğum için ne kadar sert diş hekimi varsa, onlar da bana rastlıyor.

Ya sesimi duyuramazsam?

Nasıl bir yol izlesem diye düşünürken, bu konuyu, 5 yıldır çalıştığım ve yaşamımı tamamen değiştirmeme yardım eden yaşam koçum Hakan Arabacıoğlu ile konuşmaya karar verdim. Öncelikle, bu konuyla ilgileniyor muydu? Elbette çalışabiliriz dedi. Size o çalışmayı anlatmak istiyorum.

Hakan neden korktuğumu sordu. Diş hekiminin koltuğundan, aletlerden, tedavi sırasında aletlerin sinire değmesinden, sesimi duyuramamaktan ve de tahmin ettiğimden daha fazla sorun çıkarsa diye bayağı korkuyordum. Özellikle aletler sinire değerse, çaresiz kalırım, kimse bana yardım edemez, kimse beni duymaz diye düşünüyordum.

Sonra bu korkunun neden saçma olduğunu konuşmaya başladık. Saçmaydı; çünkü ben bir şekilde özellikle işaret diliyle sesimi duyurabilirdim, diş hekimini yok sayıyordum, sanki insan değildi, beni anlayamazdı. Beni algılayamaz, görmez, duymaz gibi düşünüyordum. Böyle düşünüyordum çünkü ben de kendime öyle davranıyordum, kendime kulak vermiyordum, kendimi dinlemiyordum ki.

Size bir örnek vereyim, panik atak geçirdiğim bir gün kuafördeydim ve halim berbattı. Orada çok sıkılmıştım ve sıkıldığım halde, kendimi dinlememiştim. Kalkıp, çıksam panik atak falan geçirmeyecektim. Kendi sesimi kendime duyuramamış ve kendime bir robot gibi davranmıştım. Sonucu da panik atak olmuştu. Diş hekiminin de bana öyle davranacağını sanıyordum.

Yalnızım çok yalnız…

Hakan çocukken ne oldu da, sesini duyuramadın dedi? Şifa çalışmaları böyledir, hele karşınızda Hakan gibi işini ciddiye alan ve sadece soru sorarak, meselenin özüne inen bir yaşam koçu varsa, hiç fark etmeden korkunun kaynağını bulursunuz. Ben hiç farkında dahi olmadan, bir anda annemin beni doğurduğu gün, ne kadar zor durumda kaldığını anlatıp, ağlamaya başladım. Annem evde yalnızmış, sancılanmaya başlayınca apartmandaki komşulara seslenmiş, babam iş seyahatindeymiş. Hemşire olan komşumuz nöbette, diğerleri de semtte kurulan pazara gitmişler ve annem benimle, sancılarıyla kalakalmış. Ağlamaya başlamış, o dönem evlerde telefon da yok. İlk çocuğunu, çaresizlik içinde karşılamayı kabullenmiş.

Ben yakın zamanda bu hikayeyi dinleyince çok kötü oldum. Ona yardım edemediğim için çok üzüldüm ve tüm bu çaresizliği, korkuyu içimde hissettim. Ve bu konuyu Hakan’la konuşmak hiç aklıma gelmezken, kendimi doğum travmasını yaşarken buldum. Bu olay acı bedenimde, asılı kalmıştı. Zaten Hakan’a anlatırken sanki annemden değil, o anda kendimden bahseder gibi anlatmışım. “Ben hastaneye yetişememekten korkuyordum” diye anlatıyordum, sanki bilinçli, yetişkin kişi benmişim gibi. Anneyle nasıl bir olunduğunu bu şekilde fark ettim.

Destek gelmez ki…

Doğum travmalarının ne tür inanç kalıplarıyla, hayatımıza yerleştiğini yine bu çalışmada anladım. Anneme yardım edemediğim için çok üzülmüştüm. Hayatım boyunca bu durumu tekrar yaşamamak için herkese yardım etmeye çabaladım. Hatta bu esnada ortaya çıktı ki, omuz, bel ağrılarımın ana sebebi, herkese yardım etme telaşımdı!

Annemin desteksiz kalması, benim hayatımda da desteğin gelmeyeceği şeklinde bir inanç kalıbı oluşturmuştu. Kim bilir ne kadar çok kez, kendimi yalnız hissettim, her işimi kendim yapmaya çalıştım ve yardım gelmeyeceğinden çok emindim yani çaresizdim, destek yoktu.

Gördüğünüz gibi en başa döndük, diş hekiminden neden korkuyordum, sesimi duymaz, çaresiz kalırım ve yardım gelmez düşüncesiydi beni tir tir titreten. Oysa şimdi korkunun kaynağını biliyordum, ayrıca yalnız olmadığımızın her daim yardım geldiğini de idrak etmiştim. Başımıza gelen olaylar veya korkularımızın üzerine gidersek, sebepleri belirleyebilir ve şifalanabiliriz. Ancak üzerine gitme, zorla diş hekiminin koltuğuna oturarak değil, kendimizle doğru düzgün ilişki kurarak olabiliyor.

Artık bir diş hekimim var

Bu çalışmanın ardından, severek takip ettiğim bir dostumun diş hekiminden korktuğunu ama çok iyi anlaştığı bir hekimle tanıştığını tweeterda okudum. Ve Sevilay Aslanbaş ile tanıştım. Ona durumumu anlattım, ilk gün muayenehaneye girerken, ellerim titredi tabii. İlk gün sadece sohbet ettik, röntgenim çekildi ve doktorum bana, yapılacak tedaviyi anlattı. Ayrıca ben söylemeden, elimi kaldırdığım anda duracağını söyledi.

Yıllar sonra ilk kez rahatlıkla diş hekimin koltuğuna oturdum. Diş taşlarımı hayatımda ilk kez temizlettirdim. Üstelik anestezi almaya gerek duymadan, bu durum benim için devrim niteliğindeydi. Sevilay Hanım, benden daha özenli, dikkatli ve de benim rahatımı düşünüyordu. Artık rahatlıkla diş hekimine gidebileceğimi biliyorum, çünkü yalnız ve çaresiz olmadığımızı biliyorum. Yeter ki yardım isteyelim, her yerden yağıyor!

Yorum ekle

Ayşegül'e This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden ulaşabilirsiniz.